
Boşluğu Hazla Doldurmaya Çalışmak
Boşluk hissi sadece duygu eksikliği değil, bireyin kendi yaşantısı üzerinde kurduğu anlam ve değer dengesinin çökmesidir. Bilimsel açıdan bu durum beynin ödül mekanizmasındaki bir dengesizlikle veya prefrontal korteksin anlamlandırma kapasitesinin zayıflamasıyla ilişkilendirilse de psikolojik olarak aksiyolojik felç halidir. Kişi elindeki değerleri sıraya koyamadığında zihni rastlantısal bir sürüklenişe girer ve belirsizlik hali ruhun içinde devasa bir boşluk yaratır.
Bu boşluğun ilk semptomu kronik sıkıcılık halidir. Sıkıcılık, zihnin "şeylerin" bağlamına bakarak "haz yok" deme biçimidir. Boşluk hissiyle yüzleşmekten korkan kişi, gri alanı kapatmak için dolgu aracı arar. İşte bağımlılık tam da bu noktada devreye girer, boşluğu gerçek bir anlamla dolduramayan zihin, onu sahte ve geçici bir hazla uyuşturmayı seçer. Alkol, madde, dijital tüketim veya sosyal ilişkiler, varoluşsal çukura resmen perde çekilir.
Bağımlılık, boşluğa karşı verilmiş pasif teslimiyettir. Kişi kendi içsel dünyasını bir özne olarak inşa etmek yerine, dış uyaranların dekor nesnesi olmayı kabul eder. Bu durum zihnin kendini inşaa etmesini yok eder. Sahte hazlar boşluğu doyurmaz, sadece o boşluğun yarattığı sızıyı geçici olarak dindirir. Zamanla uyuşukluk hali kişinin gerçek duygularına karşı körlük yaşamasına neden olur.
Boşluk hissini metafizikselleştirmek, acıyı araç olarak kullanma çabasıdır. Bazı insanlar boşluğa "Kendi acısını sormak" yerine, onu sadece bir farkındalık aracı gibi görüp geçiştirmeye çalışır. Ancak boşluk, ona yüklenen anlamla yüzleşilmediği sürece ortadan kalkmaz. Kararsızlık döngüsüne hapsolan kişiler, boşluğun yerini neyle dolduracağı konusunda yaşadığı sıkışma durumunu, kilitlenmeyi aşamadığı sürece her yeni dolgu, boşluğu daha da derinleştirir. Yamalar elbet daha fazla iz bırakır.
Boşluk, zihnin kendini anlama anlamında, anlam kurması için verdiği ufak çaplı bir uyarı biçimi gibidir. Boşluğu uyuşturucu hazlarla veya sahte bağlılıklarla yamamak yerine, ona kendi değerlerimizle yaklaşmak gerekir. Kendi dengesini kuramayan her kişiler, içinde bulunduğu bağlamın pasif birer kurbanı olarak kalmaya zorunludurlar. Dolayısıyla gerçek bir doluluk, ancak acıya ve boşluğa cesaretle bakıp, o yıkıntının üzerine yeni bir karakter inşaası başlatmakla mümkündür.