
r/Turkey

CHP'den AKP'ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ve ailesinin şirketi Jantsa, 'VIP' statüsüne alındı
Siyasi Sadakatin Mükafatı: İşçiye Sabır, Çerçioğlu’na "VIP" Otoban!
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Ağustos 2025’te CHP’den istifa edip AKP saflarına katılmasıyla başlayan süreçte, "hizmet aşkı" maskesi çabuk düştü. Siyasi saf değiştirmenin bedeli, halkın sırtındaki yükü artırırken; mükafatı ise Çerçioğlu ailesine ait Jantsa şirketine sunulan "imtiyazlı" statü oldu.
Yargı Kıskacından VIP Koltuğuna
Hakkında "ihaleye fesat karıştırma" ve "görevi kötüye kullanma" suçlamalarıyla hapis cezası istenen Çerçioğlu, rozet değişiminin ardından sadece yargıdaki davalarından beraat etmekle kalmadı; aile şirketi Jantsa da iktidarın "Dış Ticaret Sermaye Şirketi" (DTSŞ) listesine jet hızıyla dahil edildi. Yıllardır gerekli kriterleri taşımasına rağmen bu listeye giremeyen şirket, ne hikmetse 2025 yılındaki 268 milyon TL’lik zararına ve ekonomideki kemer sıkma politikalarına rağmen, siyasi transferden hemen sonra "devletin güvenilir ortağı" ilan edildi.
Patrona "Otoban", İşçiye "Dar Koridor"
Jantsa’nın dahil edildiği bu seçkinler kulübü, sıradan şirketlerin hayal dahi edemeyeceği finansal ayrıcalıklar sunuyor:
- KDV İadesinde Kıyak: Normal şirketler %100 teminat gösterirken, Jantsa sadece %4 teminatla milyonları kasasına koyacak.
- Düşük Faizli Musluklar: Zarar etmesine rağmen Eximbank kredileri şirketin emrine amade edilecek.
- Gümrükte VIP Geçiş: Gümrüklerde hiçbir engele takılmadan "devlet onayıyla" hızla ilerleyecek.
Kar Özel, Zarar Kamusal
Jantsa fabrikasında çalışan işçiler enflasyon ve düşük zamlar altında ezilirken, patron katında şampanyalar patlatılıyor. İktidarın "ihracat desteği" adı altında sunduğu bu ayrıcalıklar, aslında siyasi sadakatin kamu kaynaklarıyla ödüllendirilmesinden başka bir şey değil. Çerçioğlu örneği bir kez daha kanıtlıyor ki; Türkiye’de sermaye gruplarının zararı kamulaştırılıp halkın omzuna yüklenirken, kârlar ve imtiyazlar siyasi rüzgara göre kişiselleştiriliyor.
Özetle: Siyasetin "ak" sayfasına geçiş, Jantsa için zarar eden bir şirketten, devlet korumalı bir dev yaratma operasyonuna dönüştü. #aydin #aydın #özlemçerçioğlu #akp #akparti
Evrensel: Uğur Zengin
Türkiye'nin beşte biri "şüpheli"
Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün 2025 verileri, hem yargının iş yükünü hem de toplumun çok geniş bir kesiminin bir biçimde adliyelerle temas ettiğini ortaya koydu.
Verilere göre, geçmiş yıllardan devreden dosyalarla birlikte 86 milyon nüfuslu Türkiye’de 2025 yılında 16 milyon 773 bin 992 kişinin ismi soruşturma dosyalarında “şüpheli” sıfatıyla yer aldı. Bu sayı içinde mükerrer kayıtlar bulunuyor; yani aynı kişinin birden fazla dosyada yer alması mümkün. Bu nedenle net kişi sayısı kesin olarak bilinmiyor. Ancak toplam şüpheli sayısının nüfusun neredeyse beşte birine ulaştığı görülüyor.
Yetişkin nüfus ve aileleri birlikte değerlendirildiğinde, toplumun çok büyük bir bölümünün soruşturma süreçleriyle bir şekilde ilişkili olduğu anlaşılıyor.
# Dosya, şüpheli ve suç sayıları
2025 verilerine göre başsavcılıklara soruşturma evresinde gelen dosya, şüpheli ve suç sayıları şöyle:
13 milyon 295 bin 851 dosya
16 milyon 773 bin 992 şüpheli
22 milyon 900 bin 580 suç
Bu dosyaların 6 milyon 250 bini 2025 yılında açıldı. Yeni açılan dosyalarda 6 milyon 726 bin 783 şüpheli yer aldı. Bu kişiler 9 milyon 549 bin 386 ayrı suç türünden soruşturuldu.
Geçmiş yıllardan devreden dosyalarla birlikte toplam dosya sayısı 13 milyonu, toplam şüpheli sayısı ise 16 milyon 773 bini aştı. Bu tablo, Türkiye’de nüfusun çok önemli bir bölümünün en az bir kez soruşturma sürecine dahil olduğunu gösteriyor. Bu sayının içinde birden fazla suça karışmış olanlar, birden fazla kez şüpheli sıfatıyla yer alıyor. Ancak yetişkin nüfusun yaklaşık 58 milyon olduğu düşünüldüğünde, oranın ne kadar yüksek olduğu da anlaşılıyor.
# 7 milyon 884 bin şüpheli hakkında işlem
Bakanlık verilerine göre 2025 yılında 6 milyon 126 bin 388 dosyada 7 milyon 884 bin 458 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 10 milyon 200 bin 379 suç işlendiği iddiası incelendi.
1 milyon 878 bin 779 olayla ilgili dava açıldı. Bu davalarda 2 milyon 536 bin 588 kişi sanık olarak yargılandı. 3 milyon 651 bin 458 suç isnadı kovuşturma aşamasına taşındı.
Savcılıklar, geçmişten gelen ve yeni açılan toplam 5 milyon 647 bin 434 dosyadan 3 milyon 122 bin 883’ü için kovuşturmaya yer olmadığı (takipsizlik) kararı verdi. 1 milyon 519 bin 180 dosyada ise dava açıldı. Kalan dosyalar hakkında farklı kararlar alındı.
Her 100 soruşturmanın yaklaşık 55’inde takipsizlik kararı verilirken, 27’si davaya dönüştü. Bu da her dosyanın davaya dönüşmediğini, ancak davaya dönüşen dosya oranının yine de yüksek olduğunu gösteriyor.
# Rekor kıran suç türleri
“Malvarlığına karşı suçlar” başlığında 1 milyon 408 bin 923 dosya açıldı. Bu alanda ilk sırayı 562 bin 494 dosya ile dolandırıcılık aldı. Bunu 226 bin 338 dosya ile hırsızlık izledi. 265 bin 328 dosya mala zarar verme, 42 bin 308 dosya ise yağma suçlarından oluştu.
“Hürriyete karşı suçlar” başlığı altında 905 bin 475 dosya açıldı. Bu dosyaların 615 bin 319’u tehdit, 61 bin 154’ü konut dokunulmazlığının ihlali, 92 bin 547’si huzur ve sükûnu bozma, 78 bin 919’u kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 27 bin 875’i şantaj ve 24 bin 366’sı ısrarlı takip suçlarından oluştu.
“Şerefe karşı suçlar” kapsamında 1 milyon 248 bin 364 dosya soruşturuldu. Bunların 1 milyon 238 bin 881’i hakaret suçuna ilişkin.
1 milyon 39 bin 516 kişi vücut dokunulmazlığına karşı suçlardan soruşturuldu. Bunun 544 bin 58’i kasten yaralama, 495 bin 261’i taksirle yaralama dosyalarından oluştu.
# Uyuşturucu ve cinsel suçlar
360 bin 679 dosya uyuşturucu bulundurma, 85 bin 693 dosya ise uyuşturucu imal ve ticareti suçlarından açıldı.
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ise 105 bin 799 dosya soruşturuldu. Bunların 35 bin 60’ı cinsel istismar, 29 bin 105’i cinsel taciz, 18 bin 756’sı cinsel saldırı, 22 bin 878’i ise reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarından oluştu.
# Ceza mahkemeleri
2025 yılında ceza mahkemelerinde 3 milyon 845 bin 667 davada 3 milyon 871 bin 801 sanık yargılandı. Bu yargılamalar toplam 8 milyon 431 bin 566 suç isnadı üzerinden yürütüldü.
Bu dosyaların 1 milyon 548 bin 768’i önceki yıldan devretti. Yıl içinde 2 milyon 120 bin 632 yeni iddianame hazırlandı. Toplam dosyalardan 2 milyon 281 bin 624’ü karara bağlandı.
# Karara bağlanan dava sayısında ilk sırayı İstanbul aldı. İstanbul’da 376 bin 295 davada 381 bin 207 kişi yargılandı.
Hukuk mahkemelerinde de yoğunluk dikkat çekici. Devreden dosyalarla birlikte 5 milyon 295 bin 64 davaya bakıldı. Bu davalarda 13 milyon 407 bin 392 kişi davalı, 8 milyon 68 bin kişi davacı olarak yer aldı.
# Avukat sayısı ikiye katlandı
2016’da 100 bin 461 olan avukat sayısı, dokuz yılda 206 bin 678’e yükseldi. Avukatların 106 bin 663’ü erkek, 100 bin 15’i kadın.
Dosyaların görülme sürelerinde belirgin bir düşüş yok. Başsavcılıklarda ortalama süre 154’ten 155 güne, ceza mahkemelerinde 228’den 248 güne, hukuk mahkemelerinde 231’den 243 güne çıktı.
İcra ve iflas dairelerinde 919 gün olan ortalama süre 883 güne düşerken, idare mahkemelerinde 175 gün olan süre 178 güne çıktı. Vergi mahkemelerinde 139 gün olan süre 152 güne yükselirken, bölge idare mahkemelerinde 136 gün olan süre 111 güne indi.
Yüksek mahkemelerde de tablo benzer. Danıştay’da süre 417 gün, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda 628 gün, Anayasa Mahkemesi’nde ise 511 gün. Buna göre, AYM’de bir dosyanın sonuçlanması ortalama 1.5 yılı aşıyor.
Dosyaları sonuçlandırma süreleri de yüksek seyrediyor. Savcılıklarda 2024’te 160 gün olan süre 156 güne düşerken, ceza mahkemelerinde 238 gün olan süre 250 güne çıktı. Yargıtay’da ise işler hızlandı ve 625 gün olan ortalama süre 459 güne kadar indi. Anayasa Mahkemesi de hızlandı ve 538 gün olan süreyi 469 güne indirdi.
https://gazeteoksijen.com/turkiye/turkiyenin-beste-biri-supheli-271621
"Malına çöküyor, verdiğin oya çöküyor, belediyene çöküyor, tarihi yapılarına çöküyor, zeytinine, ırmağına, ormanına, köyüne, doğana çöküyor, iradene çöküyor... Böyle bir belayla karşı karşıyayız." Mahir Akkoyun
CHP’li Mersin Yenişehir Belediyesine Yolsuzluk Operasyonu: 30 Kişi Gözaltında
SSİK kararlarıyla beraber aynı anda inşa edilen gemi sayısı 50 adete yükselecek
DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI ORAMİRAL ERCÜMENT TATLIOĞLU:
“Milli Mayın Avlama Gemilerimiz,
Milli Hücum Botlarımız,
Bayraktar Sınıfı Milli Çıkarma Gemilerimiz,
Açık Deniz Karakol Gemilerimiz,
Milli Denizaltımız,
Milli Çıkarma Gemilerimizin diğerlerinin inşası halihazırda devam etmektedir.
Halen 37 tanesi Deniz Kuvvetlerimize, 4 tanesi Sahil Güvenlik Komutanlığımıza ait olmak üzere 41 askeri geminin inşası aynı anda tersanelerimizde devam etmektedir. Son alınan SSİK kararından sonra 9 adet gemimizin inşasına da çok kısa bir zaman sonra başlayacağız ve aynı anda 50 tane askeri gemiyi inşa eder durumda olacağız.
Kaynak: https://x.com/SavunmaSanayiST/status/2042512643106222384?s=20
İBB davası 19. gün: Çantasından 500 bin lira çıkaran sanık avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, “Ben sizinle bugün sıfır metre baz verdim. Birkaç yıl sonra size rüşvet verdim desem kendinizi nasıl aklayacaksınız?”
İBB davasında sanık avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, savcılığın “tanık, etkin pişman ve HTS kayıtları” üzerinden yürütüldüğünü öne sürdüğü soruşturmayı mahkemede çarpıcı bir örnekle anlattı. Çantasından 500 bin lira çıkaran Koçoğlu, “Size rüşvet verdim desem kendinizi nasıl aklayacaksınız?” dedi.
Avukat Koçoğlu, savunması sırasında getirdiği çantadan 500 bin TL çıkararak ekrana bir para çekme dekontu yansıtarak, savunmasına şöyle devam etti:
"Bana sıra gelecek diye dün gittim para çektim, burada 500 bin lira var. Para, çanta, dekont burada, baz da burada. Biz sizle bugün burada sıfır baz verdik. Müvekkilim bugün tahliye edilirse ben de çıkıp 2 yıl sonra hakime rüşvet verdim desem bunu nasıl ispatlayacaksınız? Kendinizi nasıl aklayacaksınız?
Bu insanlar almadıkları rüşvet için birilerinin iftirasıyla yargılanıyorlar. Bu hak mıdır, adalet midir? Ayıptır. Böyle şey olmaz. HTS, baz ile bunu çözemezsiniz.
Merak ediyorum, kendinizi nasıl ispatlayacaksınız? Almadınız ama ben size iftira atsam ne yapacaksınız? 'Almadığını ispatla' diyorsunuz, 'almadım' diyor, 'ama baz var' diyorsunuz. Sizin de şu an bazınız var... Siz insanları şu an bu şekilde yargılıyorsunuz.
Avukat Koçoğlu mahkeme heyetine seslenerek, "Sizin yıllarca kürsüde çalıştığınız kişiler FETÖ'cü çıktı ve siz onlarla baz verdiniz bu sizi FETÖ'cü yapar mı?"
Babacan'dan çarpıcı iddia: ülkenin Cumhurbaşkanı en son ne zaman ekonomi ekibini toplayıp bir toplantıya başkanlık yaptı? Sorumluluğu kendi üzerinden atıp, Cevdet Yılmaz'ın, Mehmet Şimşek'in üzerine yıkmak için o fotoğrafı vermiyor.
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, NOW TV'de katıldığı canlı yayında Türkiye'nin sıcak gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Ekonomideki ani fiyat artışlarını, iktidarın kriz yönetimi stratejisini, erken seçim tartışmalarını ve Orta Doğu'da tırmanan savaşı ele alan Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve ekonomi yönetimine ağır eleştiriler yöneltti.
"NE YAPTIĞINI BİLEN HÜKÜMET ŞOKLARI POMPAYA YANSITMAZ"
Son dönemde akaryakıt, elektrik ve doğalgaza yapılan ani ve yüksek oranlı zamlara tepki gösteren Babacan, ekonomi yönetimini "akıl tutulması" yaşamakla suçladı.
Devletin asli görevinin küresel şokları vatandaşa yansıtmadan yumuşatmak olduğunu belirten Babacan, "Ne yaptığını bilen bir hükümet bunu yapmaz. Petrol fiyatı arttığında sabredersiniz, anında pompaya yansıtmazsınız. Yıllık yüzde 20 enflasyon hedeflenen bir ülkede, enerjiye bir çırpıda yüzde 25 zam yapılır mı? Hiçbir zaman zam haberi yüzde üçü, dördü geçmemeli, gerekirse zamana yayılmalıdır. Ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, inanın içim yanıyor. Bu koskoca ülke çok daha iyi yönetilmeye layık" ifadelerini kullandı.
"ERDOĞAN SORUMLULUKTAN KAÇIYOR, FATURAYI ŞİMŞEK'E KESECEK"
Türkiye'nin içinden geçtiği zorlu ekonomik tabloya rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kadrosuyla bir araya gelmekten kaçındığını öne süren Babacan, bunun bilinçli bir strateji olduğunu iddia etti.
Babacan, şunları kaydetti:
"Ortalık yangın yeri, millet geçim derdiyle feryat ediyor. Ancak ülkenin Cumhurbaşkanı en son ne zaman ekonomi ekibini toplayıp bir toplantıya başkanlık yaptı? Niye yapmıyor? Çünkü o fotoğrafı verdiği anda tüm sorumluluk üzerine yıkılacak. Sorumluluğu kendi üzerinden atıp, Cevdet Yılmaz'ın, Mehmet Şimşek'in üzerine yıkmak için o fotoğrafı vermiyor."
49 MİLYAR DOLARLIK GİZLİ SATIŞ İDDİASI
Ekonomiye dair en çarpıcı iddialarından birini de Merkez Bankası rezervleri üzerinden dile getiren Babacan, şeffaflık eleştirisinde bulunarak, "Savaş başladığından bu yana bakın 49 milyar dolar sattılar. Ekonomi yönetimi bunu neden açıklamıyor? İlla bizim mi çıkıp bunları ifşa etmemiz gerekiyor? Erdoğan'ın ağzından '49 milyar dolar satmak zorunda kaldık ey vatandaşlarım' diye bir söz duydunuz mu?" diyerek Anayasal bir kurum olan Ekonomi ve Sosyal Konsey'in de toplanmadığını hatırlattı.
"PUTİN'İ, SANCHEZ'İ ARIYOR AMA TRUMP'A SUSUYOR"
Dış politika konusunda da iktidarın tutarsız davrandığını savunan DEVA Partisi lideri, Orta Doğu'daki krizin çözümü için Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'a sessiz kalmasını eleştirdi. Babacan, "Savaş çıkınca Putin'i arıyor, 'Amerika şunu yapmalıdır' diye İspanya Başbakanı Sanchez'i arıyor. Ama Trump'ı arayıp 'Bunu niye yapıyorsun arkadaş?' diyemiyor. Trump da zaten 'Ne söylüyorsak onu yapıyor ya da yapma dediğimizi yapmıyor' diyor" sözleriyle iktidarın ABD politikasını eleştirdi.
ARA SEÇİM DEĞİL, ERKEN GENEL SEÇİM ÇAĞRISI
CHP'nin gündeme getirdiği 'ara seçim' tartışmalarına da değinen Babacan, Türkiye'nin dar siyasi hesaplarla yorulmaması gerektiğini belirterek net bir 'Erken Genel Seçim' çağrısı yaptı.
Kararı verecek olanın TBMM olduğunu vurgulayan Babacan, "Amacınız gerçekten 3-5 sandalye için ülkeyi seçime götürmek mi, yoksa Türkiye'nin önünü açmak mı? Şu anda Türkiye'nin önünü açacak olan adım erken genel seçimdir. 2023'te vatandaşın açtığı kredi artık dolmuştur. Ekonomik durum felaket, hukuksuzluk almış başını gitmiş, bölgemiz yangın yeri. Hükümetin toplam karnesine baktığımızda, hükümet sınıfta kalmıştır" dedi.
"RUSYA VE ÇİN'E EMSAL YARATIYORSUNUZ"
Konuşmasının sonunda Orta Doğu'daki kanlı çatışmalara değinen Babacan, İsrail'in barış masasına oturmak gibi bir niyeti olmadığını, tam gaz savaşa devam etmek istediğini belirtti.
Bölgede kalıcı barışın ancak Amerika'nın İsrail'e "dur" demesiyle mümkün olabileceğini ifade eden Babacan, ABD ve İsrail'in savaş suçu işlediğini vurgulayarak küresel bir tehlikeye dikkat çekti:
"ABD'nin ve İsrail'in ayağını denk alması lazım. Sivil altyapıları, ibadethaneleri, okulları vurup bir halkı topyekûn cezalandırıyorlar. Elinde silahı olan tek ülke ABD değil. Yarın Rusya'sı, Çin'i de bundan ilham alıp, 'Kardeşim zamanında sen yapmadın mı, bana ne karışıyorsun?' diyerek hukuk dışı işler yapabilir. ABD, kendi başına büyük bir bela açtı."
Özgür Özel: ”Eğer Türkiye'de bankamatik personel çalıştırmak yüzünden belediye başkanı tutuklanacaksa AK Parti’de müebbet hapisten kurtulabilecek belediye başkanı bir elin parmaklarını geçmez"
x.comSancaktepe’de taksiciler bir TAG sürüsücüne saldırıp, rehin aldı.
Bir Türk olarak gözlemlerim: Batı Avrupa'daki Türk algısı [UZUN YAZI]
Öncelikle Avrupa, Türkiye'den çok daha iyi bir durumda. Öngörülebilir gelecekte de Türkiye'den daha zengin ve güvenli olacak. Eğer yapabiliyorsanız gelin kendinizi kurtarın lafım yok. Komünist, AKP'li, İslamcı olmadığım gibi hepsinden de tiksiniyorum. Türkiye'nin yeteri kadar caydırıcılığı olmadığı için NATO'ya mecbur olduğunu düşünüyorum.
Bu yazımın siyasi anlamda size bir fikir empoze etme amacı yok
Bulgaristan göçmeniyim, çift vatandaşlık sayesinde Belçika'ya gelebildim. 7 yıldır Belçika'dayım pek çok Batı Avrupa ülkesini de gezdim. Bu sürede Batı Avrupa'daki Türk algısını iyi analiz etme imkanım oldu (Doğu Avrupa'daki zaten malum, Yunanistan kanallarından 5 dk haber izleseniz, facebook gruplarında 2 dakika gezinseniz yeter). Ülkemizde pasaporta erişim sıkıntılı olduğundan pek çok genç kardeşimiz gezip göremiyor bu yüzden de ister istemez dünya vizyonları konusunda bir yer eksik kalıyor.
Öncelikle bu "Vize" olayı büyük oranda sadece bize yapılıyor onu belirterek başlayayım. Sığınmacı sorunu ile ilgili bir durum değil. Buraya ilk geldiğimde 2 yıl boyunca yabancı dil okuluna gittim, sonrasında da yabancı öğrenciler için entegrasyon sınıflarının olduğu yerlerde kaldım. Buralarda herkes vardı tek bir şey hariç "Anadolu Türkü". Gördüğüm Türkler ya zengin çocuğuydu, ya benim gibi çift vatandaşlığı olanlardı. Az da olsa Kırgız vb Türki halklar vardı ama ziyadesiyle nadir. Genellikle Türk vatandaşı Kürt boldu. Ama Anadolu Türkü yok, çünkü Anadolu Türkü olduğunuzda vizeniz otomatik red ediliyor ama sizinle aynı vatandaşlığı paylaşan Kürt olunca (Kütüğün doğu illerinde kayıtlı olması, fenotip vb ele veriyor) ona vize veriyorlar. Hatta ve hatta eğer paranız veya çift vatandaşlığınız yoksa evlilik vizesi bile sıkıntı çıkarıyor (Eğer Kürt değilseniz) nikahlı eşini getiremeyen veya getirmek için yıllarca uğraşan çok kişi gördüm.
Belli bir dönem Mağrip ülkelerine vize kolaylığı sağladılar eski koloni diye bu yüzden ülkelerde ciddi bir mağribi nüfusu var. Bunda Cezayir İç Savaşı sorasında gelenler de çok etkili oldu (Fransa özelinde). Türkler vize konusunda Afganlardan iyi ama Pakistanlılar, Hintliler ve Araplardan daha aşağıdalar bürokraside.
Avrupalılar iyi şartlarda yaşadıklarından dolayı bizim gibi öyle "kendimi kurtarayım" dertleri yok. Çok araştıran insanlar değiller ve genel kültürleri de aşırı kısıtlı. Kitap okuyorlar evet, okudukları kitaplar genellikle Manga ve genç kızlara hitap eden aşk romanları, istatistiklerde bunlar da "Kitap" sayılıyor o yüzden kitap okuma oranları yüksek görünüyor. (Manga ve Anime kültürü bizden daha kuvvetli) Cehalet seviyesi gerçekten beni ciddi manada şaşırttı, 12. sınıftayken (5eme secondaire) çarpanlara ayırma, OBEB-OKEK yapamayanlar vardı. Kafkasya'nın Afrika'da olduğunu söyleyen mi dersiniz, Belçika'nın Flanders eyaletinde Haredi Yahudisi görüp Flanders'ın İsrail olduğunu sanan ve Gazze Avrupa'da diyen mi dersiniz, linguistikte master öğrencisi olup Türkçeye İrani dil diyen mi dersiniz, psikolojide master öğrencisi olup İstanbul Macaristan'ın başkenti diyen mi dersiniz. Türkiye'nin en alt tabakasından duyabileceğiniz saçmalıkların burada genç ve eğitimli kişilerden defalarca duydum.
Türkler söz konusu olduğunda görüşler birkaç profilde incelenebilir: Sıradan vatandaş, Solcu, Muhafazakar, Samimi Dindar
Sıradan vatandaş için Türk Arap'tır. Solcu, instagramda arap-fransız çift videolarına like atan bir arkadaşın "Tunus ile Türkiye'nin bayrağı aynı" diyip bana Türk takımına transfer olduktan sonra bir röportajında Türkçe konuşup alkış alan bir futbolcunun videosunu gösterdi "Görmüyor musunuz bu aynı dil! Neden Arap olmaktan utanıyorsun aslını inkar etmemelisin" gibi şeyler söyledi. Üniversite'ye geçtiğimde bu konuda insanların ağzını bol bol yokladım. Pakistanlılar, Afganistanlar bizden çok daha dindar ve Arap özentisidir, onların Arap olmadıklarını biliyorlar ama Pakistan ve Afganistan Arap değildir diyenler Türkleri Arap sanıyorlar. Sebebi Arap=İslam kafasıyla yaklaşmaları ve Türkler Avrupa'ya İslam adına akınlar düzenlediği için milli bilinçte İslam=Türk formülünün oturması.
Çoğu göçmen karşıtıdır, göçmen Araptır, Türk de Araptır öyleyse Türk kötüdür. Kısacası sıradan vatandaş Türkleri, Türklerin Suriyelileri gördüğü gibi görür. Ülkesinden atmak ister. Onların gözünde Avrupalı olman, Müslüman insanlar tek bir grup çoğu Arap bir de Arabımsılar var. Bunlar batıyı işgal etmek isteyen barbarlar. Bir defasında yurt arkadaşımla sohbet ederken "Moruk Türkler Arap diyorsun vb ama bizim gerçekten Arap olmadığımızı biliyorsun değil mi?" diye başlayıp ona durumu özetledim. Cevabı "Yav bana ne *** nabayım orta doğunun bilmem ne köşesinde yaşayan her halk için ayrı bir isim mi bulayım. Arapsın işte çok da umurumdaydı linguistiğiymiş genetiğiymiş" minvalindeydi. Çoğunluk Türkiye'ye (İstanbul, İzmir, Antalya dahil) Orta Doğu tecrübesi için gider. "Mısır ve Fas'a gittim geriye Türkiye kaldı :)" oldukça yaygındır insanlar Türkiye'de Orta Doğu estetiği, deve falan görmek için geliyorlar bir de döndüklerinde bunları göremedikleri için hayal kırıklığına uğrayıp param boşa gitti diyenler oluyor.
Solcular son zamanlarda Türklere sahip çıkmaya başladılar, bunların arasında bol bol Yunan ve Ermeni vardır, bunlar içten içe Türkleri sevmez ama ideolojik sebeplerle ağızlarını açamazlar. Solcular arasında gizli ırkçı boldur, siyasi bilimlerde okuyan pek çok ahbabım bana PTB'de teşkilat üyesi olup da siyahilere birebirde söven kişilerden bahsetti. Solcular Araplara, Pakistanlılara, Afganlara, Siyahilere çok empati yapar kendi siyasi kampanyalarını bunlardan yürütürler.
Yunanların %90'ı Türk düşmanıdır, ama Belçika'da gurbet hasretinden Türklerle empati yaparlar, Türk-Yunan komünitesi arasında gözle görülür bir çatışma yoktur. Türk olduğunuzu duyan Yunanlar genelde "Ülkelerimiz düşman, pek iyi anlaşmıyoruz" diyip neyse diyerek konuyu değiştirir, üniversitelerde dahil olmak istediğiniz bir yerde Yunan veya Ermeni varsa kesinlikle girişinizi engel olurlar (kulüp yönetimlerinde, fakülte kulüplerinde, tiyatrolarda vb). Irkçılık konusunda Türk olduğunuzda yapacak pek bir şeyiniz yok, şu anda Çingeneler ve Türkler Avrupa'da açıkça ırkçı olup hiçbir sonuçla karşılaşmayacağınız 2 millet. Okul yönetimlerine verilen şikayetler eğer siyah, arap veya hintliyseniz dikkate alınıyor ama Türkseniz alınmıyor.
Daha önce bir üniversite festivali vardı, burdakilerde "soirée" dedikleri ev partilerini sever. Akşam vakti evlerinde müzikli biralı parti yaparlar festival günlerinde. Ben de davetliydim, evde 5-6 kişiydik, ben o gün 3 şişe bush pêche mel devirdiğimden acayip sarhoştum kafam hülyalardaydı. Bu partideki kişilerden biri de mezun olmuş memur bir tipti nişanlısıyla gelmiş. Benim sarhoşluğumdan istifade edip bana sataşmaya başladı işte keçi s****yor musun, kuzeninle evli misin, hiç hem sigara içip hem alkol alan bir Türk görmemiştim falan. Sonunda benim kafamda bir şimşek çaktı, dedim lan bunlar benim Türk olduğumu nereden biliyor ben söylemedim ki? Sonrasında öğrendim ki messenger grubunda beni davet ederken "Türk Erdem" diye belirtmişler. İşte araba iyi içirin de makara yapalım falan demişler. Aynı şekilde Erasmus kulübünde de Türk kızlarla yatan italyanlar "Arap kıza iyi bindik ha" seviyesinde muhabbet yapıyorlar, kendilerini Avrupalı gibi gören (Avrupalıların yaptıklarını yapan) Türkleri jester gibi bakıp eğlenecek kişiler olarak görüyorlar.
Muhafazakar kesim vardır ki gençlerde sayıları son zamanlarda arttı, bunlar dindar olduklarını iddia etselerde aslında ırk onlar için dinden önde gelir. Genelde sosyal medyalarında takım elbiseli fotoğraflarından bunları tanırsınız, hukuk, tarih, gazetecilik, siyasi bilimler gibi bölümlerde sayıları boldur. Değişik bıyıkları olur. Bunlar Türklere mongol der, Anadolu eskiden Hristiyan medeniyetinindi ama Müslüman asyalılar orayı çaldı ve Avrupa'nın derinliklerine kadar ilerlediler mentalitesi hakimdir. Aralarından ironik olarak bir kısmı "Türkler aslında Müslümanlaşmış Yunan yaaa" diyip Türklere de fazla kaba olmamak lazım aslında onlar da Avrupalı ama daha aşağı Avrupalılar, tam aramıza almayalım ama öyle üzerlerine gitmek de manasız diye düşünürler, bu kesim azınlıktır ve ironik bir şekilde neo-n**ilerde sayıları boldur. Genelde Türk düşmanlıklarını meşrulaştırmak için Türklerin soy****m yaptıklarını söylerler.
Samimi dindarlar vardır, bunlar genellikle gömlek üstüne kazak, gömlek altına uzun etek ve haç kolyeleriyle kendilerini belli ederler. Gerçekten yüzleri temizdir. Hristiyanlık'ta İslam'da olduğu gibi ırkçılık yasaktır, bunlar da dini pratiklerinde hassas olduklarından ırkçılığa karşıdırlar. Tamamına yakını katoliktir, Ortodoks ve Protestanlarda samimi dindarın Türkler hakkındaki görüşü toplumun genelinden farksızdır. Yaşadığım şehirde her ay rock&roll dansı partileri oluyor ben de kafa dağıtmak için gidiyorum, oralarda dans ettiğim kızlarla konuşurken bana nereli olduklarımı sorduğumda başta çok iyi konuşsak bile Türküm, Türkiye'den geliyorum dediğim anda konuşmayı bırakıyorlar. Bu oraya her gittiğimde başıma geliyordu bu yüzden ciddi manada 1 sene bu olayları yaşadıktan sonra Türküm demeye utanmaya başladım. Bazen Bulgarım diyordum ama "Nerelisin?" sorusu Belçikalıların olduğu (uluslararası partiler iyi) partilerde beni cidden zorlamaya başladı, bildiğin saniyelerce "Ulan ne desem" diye düşünüp kızardığım oluyordu. Bir gün bu samimi dindar diyebileceğimiz tipten bir kızla tanıştım orada, ona Türküm dedikten sonra "ulan boynunda haç var" diye düşünüp "Umarım senin için sorun değildir" dedim o da bana inançlı bir katolik olduğunu, gösteriş yapmadığını ve ırkçılığın "İsa tarafından yasaklandığını" söyledi.
Tabi bunlar sadece bir dans partisi, dil ve konuşma terapisi okuyorum, sınıfta Türk olduğumu öğrendikten sonra benle konuşmayı bırakıp sonrasında tamamen ignore layan 3-4 kişi oldu. Brüksel'de tıp okuyan Pelin diye bir arkadaşım var, soyadını anonimlik için vermiyorum, 1.70 boylarında oldukça çekici, hafif çekik gözlü bir hanım. Gerçekten çok güzel bir kız, o da benzer şeyleri yaşadığını ve Türk olduğunu bilen kişilerin kendisiyle selamı sabahı kestikleri için arkadaş edinmekte zorlandığını söyledi. Ki doktorlar, dil ve konuşma terapistleri normalde ırkçı olmaması gereken "ayrımcılık yapmadan" insanlara yardım etmekle görevli kimseler.
Genellikle buradaki Türkler arasında birkaç ayrı tip var. Doğma büyüme buralı olanlar bu tarz olaylarla ömür boyu karşılaştıkları için genelde kimlik kompleksine bürünüyorlar ve bu yüzden bizim bildiğimiz her yerde Türk olduğunu belirten, cringe, uyumsuz profil ortaya çıkıyor adam kendince "Bana saygı duymayana ben neden saygı duyayım" diye düşünüyor bu yüzden seküler olan mini etekle gezen Türklerden bile Erdoğan destekçisi var. Çünkü "benim kimliğimi korumam gerek, benden nefret eden bir güruhun içindeyim" mentalitesi iliklerine kadar işlemiş. Türkiye ile ilgili ne varsa sahipleniyorlar ve Türkiye'de tutunacak bir dal arıyorlar. Buradaki seküler Türkler gerçek Belçikalılarla değil kendileri gibi göçmen kökenli olanlarla evleniyorlar İtalyanlar ve Polonyalılar özellikle çok yaygın. Dil bilmeden yaşayan ve 2-3 yılını doldurmamış Türk göçmenler genelde saftır "Burada bize saygı duyuyorlar" diye düşünürler ve genelde daha optimist konuşurlar. Dil bilerek 4 seneyi geçenler genelde biraz içine kapanır, çoğu sağa kayar. Maddi durumu iyi olanlardan da bir kısım avamdan ayrı yaşadıkları için bu tarz olayları yaşamamıştır, onların tecrübeleri daha olumludur.
Evet, genel tablo bu.
Kahramanmarash city, rebuilt and modernizited by Azerbaijan, where 14,000 apartments constructed
1999 doğumlu Iraz Bayrak altı aydır neden tutuklu
HKP Genel Başkanı Nurullah Efe'nin, AKP'giller'in “BTK”sının şikayetiyle kapanan hesaplar üzerine açıklaması
youtube.comFuat Uğur, sosyal medya hesabından Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüseyin Aydın hakkında Tarımdan Haber’de yer alan “1,5 milyon liralık maaş” iddiasını gündeme taşıyarak "doğru mu?" sorusunu yöneltti. Paylaşım kısa sürede geniş yankı bulunca araya “hatırlı kişileri” girince paylaşımı sildi
İktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci Fuat Uğur, Tarımdan Haber’de (aşağıda paylaştığım) yer alan “1,5 milyon liralık maaş” iddiasını sosyal medya hesabından gündeme taşıyarak Hüseyin Aydın’a “Bu doğru mu?” sorusunu yöneltti. Uğur, paylaşımında Aydın’ın maaşı ve çeşitli gelir kalemlerine ilişkin iddiaları kamuoyuyla paylaştı.
Paylaşım kısa sürede geniş yankı bulurken, Uğur daha sonra yaptığı açıklamada, Hüseyin Aydın’ın doğrudan yanıt vermek yerine araya “hatırlı kişileri” sokarak paylaşımın kaldırılmasını talep ettiğini ifade etti.
Uğur, bu duruma tepki göstererek, “Hüseyin Aydın ‘1,5 milyon lira maaş aldığı doğru mudur?’ soruma cevap vermek yerine araya birçok kişiyi sokarak bu tweeti kaldırmamı talep ediyor. Yaptığı en hafif deyimiyle ayıp; gerçeği saklamak için kaçmak ve hatırını kıramayacağım kişiler üzerinden baskı yapma girişimi. Oysa yol yordam belli: Benim telefonumu bulup aramak ve açıklama yapmak. Doğru mu değil mi? 1,5 milyon lira maaş alıyor musunuz, almıyor musunuz? Bu kadar basit” dedi.
Uğur, bu açıklamasının ardından söz konusu paylaşımlarını sosyal medya hesabından kaldırdı. kaynak1
Tarımdan Haber; Tarım Kredi Kooperatifleri'nde binlerce personel toplu sözleşme krizi nedeniyle aylardır zamsız maaş aldığını ancak Genel Müdür Hüseyin Aydın’ın sadece tek bir koltuktan aldığı "huzur hakkı" ücretine devasa zam yapıldığını yazdı.
"Tarım Kredi bünyesindeki diğer şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı ücretlerine yapılan artışlar ortalama %40 ile %42 bandında tutulurken, bizzat Hüseyin Aydın’ın başında olduğu holdingde bu oranın %51’e çıkarılması kurum içindeki "çifte standart" tartışmalarını alevlendirdi. Aydın’ın Tarım Kredi Holding’den aldığı huzur hakkı ücreti 102 bin liradan 155 bin liraya çıkarıldı.
Hüseyin Aydın’ın sadece Tarım Kredi Holding’den aldığı 155 bin liralık huzur hakkı, buz dağının sadece görünen kısmı. Aydın’ın toplam gelir tablosu dudak uçuklatıyor:
Merkez Birliği: Maaş + 3 ayda bir ikramiye.
Teşvik ve Harcırah: Yılda bir teşvik primi ve yurt dışı harcırahları.
Razi’den Euro Desteği: Razi şirketinden aylık 10 bin Euro (yaklaşık 350-400 bin TL) huzur hakkı.
Toplam Tahmin: Tüm kalemler toplandığında Aydın’ın aylık gelirinin 1,5 milyon TL seviyesine ulaştığı tahmin ediliyor." kaynak2
Hüseyin Aydın kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim;
28 Mart 2003 - 13 Nisan 2005 tarihleri arasında Halk Bankası Yönetim Kurulu Murahhas Üyeliği ve 28.04.2004-12.11.2004 tarihleri arasında Mülga Pamukbank T.A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeliği
14 Nisan 2005 - 31 Mayıs 2005 tarihleri arasında Ziraat Bankası Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev yapan Aydın, 31 Mayıs 2005 tarihinde Halk Bankası Genel Müdürü oldu.
15 Temmuz 2011 tarihinde Ziraat Bankası Genel Müdürlüğüne atanan Hüseyin Aydın, Türkiye Bankalar Birliği Başkanlığı**,** Turkcell Yönetim Kurulu Üyeliği ve Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini de yürütüyordu. Aydın, Ziraat Bankası Genel müdürlüğü ve TBB başkanlığı görevlerini 2021 yılının Mart ayında Alpaslan Çakar'a devretti.
30 ocak 2022'de Tarım ve Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüğüne getirildi. kaynak3
Hüseyin Aydın’ın adı 555 milyon TL’lik para ağında geçmişti
Hüseyin Aydın ve oğlu Harun Can Aydın’ın adı Ziraat Bankası’nın para ağında geçiyordu. Ziraat Bankası, 2018’de, Ziraat Girişim Sermayesi Ortaklığı A.Ş. üzerinden, Central Oto adlı şirketin yüzde 99’unu satın almıştı. Central Oto, Murat Özkaya’nın sahibi olduğu Metal Oto’ya aitti. Şirketin yüzde 1’i ise Murat Özkaya’nındı. Ziraat Bankası’nın yani devletin olan Central Oto’nun Yönetim Kurulu Başkanlığı’na ise Murat Özkaya getirilmişti.
Murat Özkaya’nın başında olduğu Central Oto Yönetim Kurulu, kamu bankalarından 500 milyon TL kredi çekmişti, öncesindeyse toplam 250 milyon TL Ziraat Bankası’ndan avans almıştı.
Sayıştay raporlarında ortaya çıkmıştı
Sayıştay raporlarında ise Ziraat Bankası’nın iştiraki haline gelen yani devletin olan Central Oto’nun, kamu bankalarından aldığı 650 milyon TL’nin sadece 144 milyon 365 bin 919 TL’sini araç alımı için harcadığı ortaya çıkmıştı. Yaklaşık 555 milyon TL’nin ise ne yapıldığına dair bir bilgi bulunamamıştı.
Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın oğlu Harun Can Aydın, 16 Nisan 2018’de Otopia Otomotiv Filo adında bir araç kiralama şirketi kurmuştu. Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün oğlu Harun Can Aydın, kendi Otopia şirketi adına, Murat Özkaya’ya sınırsız nitelikte vekalet vermişti. Oğul Aydın, babasının genel müdür olduğu Ziraat Bankası’ndan milyonlarca lira alan Murat Özkaya’ya yetki vermişti.
Oğul Aydın’ın Otopia şirketi de kiralama ve satın alım işlemlerine dahil edilmişti. Murat Özkaya da çeşitli şirketler üzerinden kendi şirketinin arabalarını, Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün oğlunun şirketine vermişti. Murat Özkaya, Hüseyin Aydın’ın oğlu Harun Can Aydın ile olan para ağının ortaya çıkmasının ardından istifa etmişti. kaynak4
TKP’den Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA’nın NATO toplantısı sırasında eylem: Bu bir uyarı eylemi!
📢Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve NATO yetkililerinin de katıldığı “Ankara’da NATO zamanı” başlıklı zirve, TKP tarafından protesto edildi
◾️Eylemde, Temmuz ayındaki NATO zirvesi hatırlatılarak, “bu bir uyarı eylemi” denildi, “Memleketimizden dünyanın en büyük terör örgütü NATO’yu söküp atacağız” ifadeleri kullanıldı
Yeşilçam'ın Sultanı: Türkan Şoray dijital portre çalışmam. Sizce nasıl olmuş?
Uygulama: ibisPaint x
Süre: 4 saat 16 dakika
Bu sansür ne burada?
daha bi kac dakika önce okuyordum. Imamoglu davasinda Avukat 500.000 TL cekip savunma yaptı diye. bir bakiyorum, Post kaybolmus!?
TRT sanki...
Oyunlara ve diğer bütün digital ürünlere gümrük vergisi mi geliyor?
WTO denen bir şey varmış ve Türkiye bu yıl buna imza atmamış veya süreci mi uzatmış çok anlamadım konuyu bilen birisi aydınlatabilir mi?