u/lonerfluff

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen hakkında iddianame: Savcılık siyasi yasak da istedi
▲ 6 r/Turkey

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen hakkında iddianame: Savcılık siyasi yasak da istedi

Antep’te, AKP’ye yakın isimlerden Hanifi Şireci’ye ait Sırma Halı fabrikasında ücretlerini alamadıkları için eyleme çıkan işçilere destek veren BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen hakkında iddianame hazırlandı. Savcılık, basın açıklamasındaki sözleri gerekçe göstererek Türkmen’i “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla yargı önüne çıkardı. Savcı ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53/1 maddesi kapsamında siyasi yasak talep etti.

Ev baskınıyla gözaltına aldılar

İş kazaları, ücret gaspları, mobbing ve hak ihlalleriyle sık sık gündeme gelen Sırma Halı’da yaklaşık 400 işçi, geç yatırılan ve zamsız bırakılan ücretleri nedeniyle bir hafta önce iş bıraktı. İşçilerin örgütlü olduğu BİRTEK-SEN’in Genel Başkanı Mehmet Türkmen de işçiler adına bir basın açıklaması yaptı. Polis, 15 Mart’ta düzenlediği ev baskınıyla Türkmen’i gözaltına aldı.

Savcılığın talimatıyla yapılan operasyonda polis, Türkmen’in evinde arama yaptı ve tüm elektronik eşyalarına el koydu. Antep Sulh Ceza Hâkimliği, Türkmen hakkında tutuklama kararı verdi. Türkmen yaklaşık üç buçuk haftadır Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde tutuluyor.

Türkmen ne demişti?

Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim yapan Sırma Halı’da çalışan işçiler, maaşlarının geç yatması ve zam farklarının ödenmemesi üzerine iş bırakma eylemi başlattı. Yaklaşık 400 işçi, eylem kapsamında Balıklı Meydanı’nda bir araya geldi. Mehmet Türkmen de burada işçiler adına konuşmuştu.

Türkmen konuşmasında, iktidarı ve patronları doğrudan hedef almıştı. İşçilerin en temel haklarını istediğini vurgulayan Türkmen, şöyle demişti:

“Bu ülkeyi, bu kenti yönetenler ve onlarla işbirliği yapan patronlar ramazan başından beri hayırseverlikleriyle övünüyor. Ülkeyi yönetenler her gün yoksulların yer sofralarında oturma pozu veriyor. Biz onları Sırma Halı işçilerinin sofralarına çağırıyoruz. O sofralara oturanlar işçiyi kuru ekmeğe muhtaç edenlerdir. İşçiler aylardır maaşlarını düzenli alamıyor. Fazlasını istemiyorlar, sadece maaşlarının zamanında yatmasını istiyorlar. Karşılarında ise tehdit mesajları buluyorlar.

İşçi bir gün faturasını ödemese üstüne faiz biniyor ama işçiye geç ödenen para yine aynı para oluyor. Bu ülkeyi var eden de sırtında taşıyan da fabrikalarda çalışan işçilerdir. İşçi haksızlığa karşı ses çıkarmak için toplanıyor, karşısında yüzlerce polisi görüyor. Neden işçi basın açıklaması yapmak, yürümek isteyince önüne bu kadar polis diziyorsunuz? Barikatı işçiye değil, patrona kurun. Bu öfke büyüyor. Bu adaletsizliğe her gün yenisini ekleyerek işçilerin yüreğinde öfke ve isyan büyütüyorsunuz. Yapmayın, altında kalırsınız. İşçinin mesai ücretini ve zam farkını hemen ödeyin. İşçileri tehdit etmekten vazgeçin. İşçiyi insan yerine koymayı öğrenin.”

bianet.org
u/lonerfluff — 1 hour ago
🔥 Hot ▲ 160 r/Turkey+1 crossposts

CHP'den AKP'ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ve ailesinin şirketi Jantsa, 'VIP' statüsüne alındı

Siyasi Sadakatin Mükafatı: İşçiye Sabır, Çerçioğlu’na "VIP" Otoban!

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Ağustos 2025’te CHP’den istifa edip AKP saflarına katılmasıyla başlayan süreçte, "hizmet aşkı" maskesi çabuk düştü. Siyasi saf değiştirmenin bedeli, halkın sırtındaki yükü artırırken; mükafatı ise Çerçioğlu ailesine ait Jantsa şirketine sunulan "imtiyazlı" statü oldu.

Yargı Kıskacından VIP Koltuğuna

Hakkında "ihaleye fesat karıştırma" ve "görevi kötüye kullanma" suçlamalarıyla hapis cezası istenen Çerçioğlu, rozet değişiminin ardından sadece yargıdaki davalarından beraat etmekle kalmadı; aile şirketi Jantsa da iktidarın "Dış Ticaret Sermaye Şirketi" (DTSŞ) listesine jet hızıyla dahil edildi. Yıllardır gerekli kriterleri taşımasına rağmen bu listeye giremeyen şirket, ne hikmetse 2025 yılındaki 268 milyon TL’lik zararına ve ekonomideki kemer sıkma politikalarına rağmen, siyasi transferden hemen sonra "devletin güvenilir ortağı" ilan edildi.

Patrona "Otoban", İşçiye "Dar Koridor"

Jantsa’nın dahil edildiği bu seçkinler kulübü, sıradan şirketlerin hayal dahi edemeyeceği finansal ayrıcalıklar sunuyor:

- KDV İadesinde Kıyak: Normal şirketler %100 teminat gösterirken, Jantsa sadece %4 teminatla milyonları kasasına koyacak.

- Düşük Faizli Musluklar: Zarar etmesine rağmen Eximbank kredileri şirketin emrine amade edilecek.

- Gümrükte VIP Geçiş: Gümrüklerde hiçbir engele takılmadan "devlet onayıyla" hızla ilerleyecek.

Kar Özel, Zarar Kamusal

Jantsa fabrikasında çalışan işçiler enflasyon ve düşük zamlar altında ezilirken, patron katında şampanyalar patlatılıyor. İktidarın "ihracat desteği" adı altında sunduğu bu ayrıcalıklar, aslında siyasi sadakatin kamu kaynaklarıyla ödüllendirilmesinden başka bir şey değil. Çerçioğlu örneği bir kez daha kanıtlıyor ki; Türkiye’de sermaye gruplarının zararı kamulaştırılıp halkın omzuna yüklenirken, kârlar ve imtiyazlar siyasi rüzgara göre kişiselleştiriliyor.

Özetle: Siyasetin "ak" sayfasına geçiş, Jantsa için zarar eden bir şirketten, devlet korumalı bir dev yaratma operasyonuna dönüştü. #aydin #aydın #özlemçerçioğlu #akp #akparti

Evrensel: Uğur Zengin

u/lonerfluff — 5 hours ago
▲ 12 r/kurdistan+2 crossposts

Bexçeyên Hewselê berbi tunebûnê ve diçe

Baxçeyên Hewselê bi bêhempaya xwe ya ekosîstemê di her demsalê de balê dikişîne ser xwe. Di navbera Çemê Dîcle û Bajarê Amedê de dişibe buhiştekê. Bi hezaran salan e ku jiyanekê têr dike. Di warê dîrokî û ekolojîk de di Lîsteya Mîrateya Cîhanê ya UNESCOyê de ye. Bi xuşikiya xwe ya her demsalê turîstan dikişîn e. Lê mixabin di salên dawî de ev axa bêhempa ya ekosîstemê bi xeteriyeke mizin re rû bi rû ye.

Bexçeyên Hewselê, qada herî kevnar a cotkarî ya Mezopotamyayê ye. Li gorî xebatên arkeolojîk berhemên cotkariyê yên beriya niha bi 8 hezar salî li ser vê axê derketiye holê. Ji ber vê Bexçeyên Hewselê wekî mîrateya hevpar a mirovahî ya dîrokî tê qebûlkirin.

Her wiha di warê çandî de di warê pir cureyiya biyolojîk de xwedî cihekî bêhempa ye. Ji sedan cure çivîk, ajal û sewalî re malovaniyê dike lê sal bi sal ev cureyên zindîwaran kêm dibe. Lewre ew qadên qamişî, dehl, zeviyên darên fêkiyan û bi dehan cure darên din ên Hewselê roj bi roj tune dibin. Bi vê yekê re jî dibe sedem ku qada jiyanê ya hevpar ajal û zindîwaran tune bibe. Di xwezaya xwe de Bexçeyên Hewselê wekî mozaîka ekosîstemê ye. Qadeke girîn a jiyanê ya mirov û hemû zindîwaran e.

Xeteriya li ser Hewselê

UNESCOyê di sala 2015an de Baxçeyên Hewselê weke Mîrateya Cîhanê tomar kir. Lê mixabin heta niha bergiriya xeteriyên li ser Baxçeyên Hewselê pêş neketiye. Di ser de talan, wêrankirin, qirêjî û tunekirina Hewselê roj bi roj zêdetir û kûrtir dibe. Li cîhanê kêm qadên wiha yên bi bajêr ve xwedî pergalên bêhempa yên ekosîstemê hene. Bexçeyê Hewselê jî yek ji wan e ku xwedî ew taybetmeniyê xweser e. Ji lewre jî parastina vê ekosîstema bêhempa ji bo domandina hevsengiya kevnar a di navbera xweza û mirovan de gelekî girîng e. Ev yek tenê bi gel û xudiyên bexçeyan nabe. Divê hemû sazî û dezgehên bajêr û rêveberiyên herêmî bi awayekî hevpar tevli vê hewildana ji bo Bexçeyên Hewselê bibin.

Bax û bexçe tune dibin

Cotkarên Hewselê dibêjin ji ber faktorên avahiyên qaçax ên tên çêkirin, herikîna bermahiyên qirêj ên sanaiyê û bajêr, qirjbûna avê û guherîna avhewayê Bexçeyê Hewselê zirareke mezin dîtiye û taybetmeniyê xwe winda dike.

Her wiha hilberîna wan a ji ax û daran jî pere nake ku dikaribin van bexçeyean biparêzin. Niha Bexçeyên Hewselê veguherîne erdên deştê û roj bi roj dar, bax û bexçe tên tunekirin. Qadên ku di salên berê de dibûn zebze û fêkî niha dibin genim û garis. Ev rewş xuya dike ku heke pêşî lê nehê girtin li Hewselê “Bexçe” namîne û dê bibe deşt û çolê.

bianet.org
u/lonerfluff — 11 hours ago
▲ 5 r/amed

Niğde’de mevsimlik Kürt işçilere silahlı saldırı Meclis gündeminde

Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu beldesinde mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan Urfalı Kürt yurttaşlara yönelik silahlı saldırı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündemine taşındı.

Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması talebiyle Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yazılı soru önergesi sundu.

Saldırganlar tutuksuz yargılanıyor

28 Ağustos 2025’te gerçekleşen saldırıda 19 yaşındaki işçi Orhan İdikurt silahla yaralandı. İlk mahkemede saldırganlar hakkında tutuklama tedbiri uygulanırken, devam eden yargı sürecinde sanıkların tutuksuz yargılanmasına karar verildi.

Davanın sonraki duruşması ise 17 Haziran 2026 tarihine ertelendi. Öcalan, önerge metninde, saldırının yalnızca bireysel bir suç olmadığı, Türkiye’de uzun süredir devam eden toplumsal eşitsizlikler, güvencesiz çalışma koşulları ve nefret söylemlerinin bir yansıması olduğunu vurguladı.

Mevsimlik tarım işçilerinin maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılığın çoğu zaman etkin şekilde soruşturulmadığına dikkat çekerek, bunun "fiili cezasızlık" pratiği yarattığını ifade etti.

'Tutanaklara müdahale' iddiası

Öcalan'ın aktardığına göre, tarla sahibi ve yakınlarının işçilere yönelik tehdit, hakaret ve silahlı saldırı eylemlerinde bulundu. Olayın niteliğinin tutanaklara farklı geçirilmek istendiğine ilişkin iddiaların da bulunduğunu belirtti. Bu durumun, etkili soruşturma yükümlülüğü ve adil yargılanma hakkı açısından ciddi soru işaretleri doğurduğunu kaydetti.

> # Bakanlığa 6 kritik soru

> Ömer Öcalan’ın önergesinde şu başlıklara yanıt istedi:

> * Soruşturma ve kovuşturma sürecinin mevcut durumu ve sanıkların hangi suçlamalarla yargılandığı > * Tutuksuz yargılama kararının gerekçeleri > * Tutanaklara müdahale iddiaları hakkında inceleme yapılıp yapılmadığı > * Olayda kullanılan silahın bulunmasına yönelik çalışmaların hangi aşamada olduğu > * Mevsimlik tarım işçilerine yönelik şiddetin önlenmesine dair yürütülen çalışmalar > * Son 5 yılda benzer olaylara ilişkin açılan soruşturma ve davaların sayısı ve sonuçları

"Toplumsal barış açısından risk"

Önergede, belirli bir kesime yönelik şiddetin önlenememesi ve cezasızlık ihtimalinin, hukuk devleti ilkesi ve eşit yurttaşlık anlayışıyla bağdaşmadığı vurgulanarak, bunun toplumsal barış açısından ciddi riskler barındırdığı ifade edildi.

Hazırlanan önerge, mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına dair yapısal sorunların yeniden tartışılmasına da zemin hazırladı.

bianet.org
u/lonerfluff — 1 day ago
▲ 23 r/Turkey+1 crossposts

Ayşe Barım kararının gerekçesi açıklandı

Gezi Parkı direnişine ilişkin yargılandığı davada menajer Ayşe Barım'a, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme" suçundan verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasının gerekçesi açıklandı.

AA'da yer alan habere göre, kararda, Barım’ın Gezi Parkı olaylarının hazırlık ve başlangıç sürecinde ana aktörlerle yoğun iletişim kurduğuna dikkat çekildi. Mahkeme, bu temasların tesadüf olarak değerlendirilemeyeceğini iddia etti.

> 1 Ekim 2025'teki duruşmada Hümeyra Adak, Bergüzar Korel, Ceyda Düvenci, Dolunay Soysert, Halit Ergenç, Mehmet Günsur, Nejat İşler, Nehir Erdoğan, Rıza Kocaoğlu, Selma Ergenç, Sevilay Demirci (Yapımcı), Şükran Ovalı, Zafer Algöz ve Enver Aysever'i tanık olarak dinlemişti. Sanatçılar Ayşe Barım'ın kendilerini Gezi'ye yönlendirdiği, talimat verdiği veya teklif ettiği iddialarını kesin bir dille reddetmişti.

Kararda şöyle denildi: “Gezi Parkı ana aktörleri ile önceye ilişkin hiçbir iletişim kaydı bulunmazken, Gezi Parkı eylemlerinin hazırlık ve başlangıcı sürecinde sık sık ve sistemli olarak irtibatlandığı, ilk kez Gezi Parkı eylemleri sürecinde yapılan bu görüşmelerin hayatın olağan akışı içerisinde tesadüfi görüşmeler olarak değerlendirilemeyeceği...”

Mahkeme, Barım’ın şirketine bağlı sanatçılar aracılığıyla sosyal medya sürecinde de etkili rol oynadığını kaydetti. Karara göre Barım, özellikle Twitter’da kullanılan etiketlerin yaygınlaştırılmasını sağladı ve gösterilerin genişlemesine katkı sundu. Ayrıca Barım’ın, bağlı sanatçılarla organize şekilde Gezi Parkı’nda buluştuğu ve sürecin sahadaki yayılımını desteklediği iddia edildi.

Gerekçeli kararda, Barım’ın Gezi davasının ana isimlerinden Mehmet Ali Alabora ve Çiğdem Mater Utku ile doğrudan bağlantı kurduğu da iddia edildi. Mahkeme, Barım’ı yalnızca irtibat kuran biri olarak değil, karar süreçlerinde etkili bir isim olarak değerlendirdi. Kararda şöyle denildi: “İrade gösteren, danışılan ve onayı alınan kişi” olarak tespit edildiği, bu şekilde olayları planlayan, örgütleyen ve yönlendiren, iradesi sorularak, bu yönde kendisinin karar bildirerek yön verici ve belirleyici olduğunun açıkça anlaşıldığı...

Mahkeme, Barım’ın tanınan sanatçı ve oyuncuları eylemlere yönlendirerek bu isimlerin toplumsal etkisini olayların kitleselleşmesi için kullandığını belirtti. Dosyada dinlenen bazı tanıklar eylemlere kendi iradeleriyle katıldıklarını söylese de mahkeme, ifadelerde çelişkiler bulunduğu sonucuna vardı.

Kararın en dikkat çeken bölümlerinden birinde mahkeme, Barım’ın eylemlerin icrasını kolaylaştırdığı değerlendirmesini yaptı. Kararda şöyle denildi: “Gezi Parkı olaylarında sanatçılar camiası adına sahada aktif planlama, organizasyon ve eylem yönlendirmelerinin, kendisine bağlı sanatçıları etkin bir şekilde kullanarak sahaya yönlendirmek suretiyle yardımda bulunarak müsnet suçun icrasını kolaylaştırdığı anlaşıldı.”

> Barım 1 Ekim 2025'teki duruşmada şöyle demişti:

> “İlk duruşmada savunmamı yapmıştım. Bir daha vaktinizi almak istemiyorum. Vatandaş olarak ülkesine sorumluluklarını yerine getirmiş birisiyim. 19 yaşından beri çalışıyorum. Hayatım boyunca hiçbir suç işlemedim. Tanık olarak dahi mahkemede bulunmadım. Çok ağır suçlamalar ve iddialarla 248 gündür tutukluyum.

> Her gün aynı kendime soruları sorup duruyorum. Şu an yaşadığım bu haksız süreç beni biraz korkutuyor açıkçası. Adaletin ve varlığına inanmak ve güvenmek istiyorum. Ama çaresizim birazcık da, biraz da zorlanıyorum. Çünkü tek başına yani bir hücrede gerçekten bir beyin ve kalp sorunlarıyla savaşıyorum. 

> Biraz da yorgunum anladığım kadarıyla. 30 kilodan fazla kaybettim. Hastaneler, raporlar, bayılmalarım, dilekçeler, itirazlarımız… Ne yazık ki kimse hasta olduğuma da çok ikna edemedi.

> Ben aslında tedavi reddetmiyorum. Haziran ayından beri kalp rahatsızlığımla ilgili ciddi bayılmalar yaşadım.

> Bayılmalarla ilgili devlet hastanelerine sevklerim başladı. Sevkler sırasında panik ataklar geçirdim. Zor bir şekilde oralara sevk oldum. En az on iki kere çeşitli devlet hastanelerine gittim.

> En son Çam ve Sakura Hastanesine götürüldüm, bilim kuruluna girdim. Herhalde 20-30 hocaya, infaz koruma memurları eşliğinde muayene oldum.

> Ben tedaviyi reddetmiyorum. Gerçekten tedavi olmak istiyorum ve olmak zorundayım. Tüm hastane raporlarım acilen ameliyat olmam gerektiğini açıkça belirtirken durumlar biraz göz ardı edildi. Olmam gereken ameliyatlarım gerçekten çok riskli ve bir an önce sağlığına kavuşmam gerekiyor.

> En son sevk edildiğim hastanede bir damar yolu ve emar çekilmesi gerekiyordu. Damar yolunu bir türlü bulamadılar. İki kolum mor bir şekilde 10 gün dolaştım. Ben tedaviyi kendi tercihimle, kendi hocalarımla yaptırmak istiyorum.

> Karp ameliyatımı daha fazla geciktirirsem kalp nakline kadar gidebilecek durumda olduğum raporlarda var. Ve iki tane anevrizmanın yanında cezaevindeyken oluşan bir anevrizma daha eklendi. Hareketli olduğu için patlatma olasılığı var.

> O yüzden ameliyatları doktorumun yorumuyla, onun gözetiminde de yaptırmak istiyorum. Yani temel hakkım olan yaşam hakkımı elimde tutmak istiyorum ve kendim karar vermek istiyorum.

> Cezaevinde yaşam mücadelesi verirken, bütün bunların başıma neden geldiğini tam olarak anlayamazken, özgürlüğümden ve sağlıklı yaşam hakkımdan neden yoksun bırakılıyorum diye soruyorum her zaman kendime."

Ayşe Barım'a yönelik suçlama ve iddialar

> Sinema ve televizyon sektöründeki tekelleşme iddiaları uzun süredir gündemdeyken Rekabet Kurulu, 8 Ocak 2025'te kast ajansı ve menajerlik alanlarında faaliyet gösteren 21 teşebbüse soruşturma açılmasını kararlaştırdı.

> Barım üzerinden başlayan tartışma, sektördeki serbest rekabetin engellenmesi ile ilgili önemli soruları gündeme getirdi.

> İddialara göre Barım, sektördeki güçlü etkisi nedeniyle bazı oyuncuların sürekli aynı projelerde yer almasını sağlıyor ve rekabeti engelleyen bir ortam yaratıyor.

> ID İletişim, iddiaları reddetse de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili 10 Ocak’ta soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında Barım'a 13 Ocak’ta yurt dışına çıkış yasağı kondu ve hesap hareketleri inceleme altına alındı.

> Barım, bugün ise Gezi Parkı protestolarının "planlayıcılarından" olduğu iddiasıyla hakkında başlatılan başka bir soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

> Menajer, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme" ile suçlanıyor.

> Barım’ın menajerliğini üstlendiği isimlerden bazıları şöyle:

> Serenay Sarıkaya, Hazal Kaya, Lale Mansur, Hande Erçel, Bergüzar Korel, Ali Atay, Aslı Enver, Birce Akalay, Halit Ergenç, Ezgi Mola, Fahriye Evcen, Merve Dizdar, Pınar Deniz, Caner Cindoruk, Ekin Koç, Birkan Sokullu, Berkay Ateş, Ceyda Düvenci, Dolunay Soysert, Fatih Akın, İpek Bilgin.

bianet.org
u/lonerfluff — 1 day ago
▲ 20 r/CHP

İFÖD 'tehlike'yi yedi maddede anlattı: Mesele Türkiye'yi mutlak bir 'dijital panoptikon'a hapsetmek

İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), sosyal medyaya kimlikle girilmesini de kapsayan kanun teklifinin ‘tehlikeleri’ni yedi maddede anlattı: “Mesele, Türkiye’yi mutlak bir ‘dijital panoptikon’a hapsetmek.”

Geçen hafta komisyondan geçen teklife göre 15 yaşını doldurmamış çocuklar sosyal medya platformlarına giremeyecek. Ayrıca ‘çocukların sosyal platformları kullanmamaları için’ sosyal medyada yaş doğrulama dahil ‘bazı tedbirler’ alınacak.

İFÖD, 18 Şubat’ta düzenlemenin internette anonimliği yok ederek bireyleri ‘fişlenme’ korkusuyla otosansüre sürükleyeceği uyarısında bulunmuştu.

İFÖD, şöyle demişti: “Bir taraftan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı nezdinde yürütülen ’15 yaş altı çocuklara sosyal medyanın yasaklanması’ ve oyun platformlarına yönelik kısıtlayıcı düzenlemeler; diğer taraftan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sosyal medya hesaplarına ‘kimlik ve cep telefonu’ doğrulaması getirileceğini açıklaması, yapbozun parçalarını tamamlamaktadır. Amaç, çocukları korumak değil; herkesin izlendiği, fişlendiği ve denetlendiği devasa bir ‘Dijital Panoptikon’ inşa etmektir.”

‘Panoptikon’, İngiliz filozof Jeremy Bentham tarafından 1785’te tasarlandı. Bu, dijital dünyada herkesin gözetlendiği ve denetlendiği bir düzeni tarif ediyor.

İFÖD bugün de ‘tehditlerin somut ve tartışılamaz bir gerçeklik halini aldığını’ belirtti.

Derneğin ‘Sosyal medyaya kimlikle giriş: Çocuk koruma kılıfı altında dijital fişleme altyapısı’ başlıklı değerlendirmesi şöyle:

* “Daha önce yayımladığımız ‘Dijital İtaat Rejiminden Dijital Panoptikon’a: Tehlikenin Farkında Mısınız?‘ (18 Şubat 2026) ve ‘Dijital İtaat Rejimi Derinleşiyor: Yeni 5651 Kanun Teklifi ile Mutlak Dijital Denetim Dönemi‘ (11 Mart 2026) başlıklı açıklamalarımızda dikkat çektiğimiz tehditler, komisyon tutanaklarına yansıyan teknik açıklamalarla artık somut ve tartışılamaz bir gerçeklik halini almıştır.

1. Sosyal medyaya kimlikle giriş nasıl olacak?

* Siber Güvenlik Başkanlığı Dijital Devlet Genel Müdürlüğü’nden bir yetkilinin TBMM Komisyonu’ndaki beyanlarına göre 15 yaş altı yasak mekanizması şöyle işleyecektir: Sosyal medya kullanmak isteyen her birey, önce e-Devlet kapısına giriş yapacak; sistem, o kişinin belirli bir sosyal medya hesabına özel bir dijital anahtar (token) üretecek; bu token, kullanıcının ’15 yaşın üzerinde olduğunu’ teyit eden bir mührü taşıyacaktır. Yetkili, platformlara kullanıcının kişisel verisinin gitmeyeceğini, yalnızca yaş bilgisinin paylaşılacağını iddia etmektedir. Ancak bu açıklama, sistemin gerçek işleyişini ve yarattığı tehlikeleri kasıtlı olarak gölgelemektedir.

2. Zorunlu kimlik eşleştirmesi: Anonimliğin fiilen yok edilmesi

* Yetkilinin kendi sözleriyle itiraf ettiği üzere, token içinde “O kişinin tanımlayıcısı, Twitter’da kullandığı kod olabilir” şeklinde bir bilgi yer alacaktır. Bu, sistemin işleyebilmesi için vatandaşların e-Devlet’e girip “Bu sosyal medya platformundaki hesap adım/rumuzum budur” diye beyanda bulunmak zorunda kalması demektir.

* Bu mekanizma, e-Devlet altyapısını dünyanın en büyük ‘T.C. kimlik numarası-sosyal medya rumuzu’ eşleştirme veri tabanına dönüştürecektir. Dolayısıyla, 18 Şubat 2026 tarihli açıklamamızda uyardığımız ‘dijital panoptikon’ projesinin teknik mimarisi açıkça ortaya konulmuştur.

* Yetkilinin “Platforma sadece 15 yaş üstü olduğu bilgisi gider, mahremiyet korunur” argümanı, kasıtlı bir hedef şaşırtmadır. Sorun, platformların sizin kim olduğunuzu bilmesi değildir; sorun, devletin sosyal medyadaki her bir takma ismin arkasındaki gerçek şahsı kesin ve mutlak olarak bilmesidir. Anonimlik hakkının özü, yurttaşın devlete karşı kimliğini gizleyerek fikir beyan edebilmesidir. Bu sistem, anılan hakkı fiilen ve hukuken ortadan kaldıracaktır.

3. Dondurucu etki: Sivil toplumun felç edilmesi

* Sosyal medyada siyasi bir eleştiri yazan, bir protesto çağrısı yapan, bir yolsuzluğu ifşa eden veya sadece iktidara yakın bir şirketi boykot eden her yurttaş, kullandığı hesabın e-Devlet üzerinden T.C. kimlik numarasına kriptografik olarak mühürlendiğini bilecektir. Bu bilginin yarattığı ‘fişlenme’, ‘işten atılma’, ‘hedef gösterilme’ veya ‘yargılanma’ korkusu, toplum üzerinde devasa bir dondurucu etki (chilling effect) yaratacaktır.

* Yurttaşlar, kimliklerinin devletin elinde olduğunu bildikleri bir ortamda eleştirel paylaşımları beğenmekten veya yeniden paylaşmaktan dahi kaçınacaklardır. Bu sistem, suçla mücadeleden ziyade gazetecilerin haber kaynaklarını, aktivistleri, sendikacıları ve sıradan muhalif yurttaşları tamamen susturacak bir siyasi mühendislik aracıdır.

4. Öngörülemeyen sonuçlar: Teknik ve hukuki açıklar

* Yaş eşiği paradoksu: Siber Güvenlik Başkanlığı yetkilisi, komisyonda e-Devlet kapısına giriş için 16 yaş sınırı olduğunu beyan etmiş; ancak gerçekte bu sınır 15 yaştır. Bu temel hata, sistemin mimarının kendi altyapısının sınırlarını dahi bilmediğini ve yasamanın sahadan ne denli kopuk yürütüldüğünü göstermektedir.

* Çoklu hesap ve kurumsal kimlik sorunu: Bir kişinin birden fazla hesabı (kişisel, kurumsal, STK) olması durumunda her biri için ayrı token üretilmesi gerekecektir. Token sınırı konulursa kurumsal hesapların yönetimi imkânsızlaşır; sınırsız bırakılırsa devlet, bir kişinin tüm dijital varlığını tek bir dosyada birleştirmiş olacaktır.

* Token karaborsası ve siber suç ekosistemi: Tokenların T.C. kimliğe bağlı olması karaborsayı engellemeyecektir. Bugün Türkiye’de yasadışı bahis ağları ve dolandırıcılar, vatandaşların banka hesaplarını kiralayarak kara para aklamaktadır. Aynı mekanizma token piyasasında da işleyecek, mali gücü düşük kişiler ek gelir ihtiyacı nedeniyle tokenlarını başkalarına devretme ya da kullandırma yoluna gidebilecektir. Ayrıca hacklenmiş e-Devlet hesapları üzerinden ‘zombi tokenlar’ üretilerek karanlık ağda satılabilecektir.

* Aile içi aktarım: Ebeveynin veya büyük kardeşin küçük çocuk için token üretmesinde hiçbir teknik engel yoktur. Bu durum, yasanın varoluş gerekçesi olan ‘çocukları koruma’ argümanını temelinden çürütmektedir.

* Token mantığı kendi içinde çelişkilidir: Sosyal medya hesabı kapatıldığında veya ele geçirildiğinde, kullanıcının sorumluluktan kurtulabilmesi için token iptali zorunlu olacaktır. Ancak aynı kişinin aynı platformda yeni hesap açıp yeni token üretebilmesi, sistemin amaçladığı ‘tek kimlik – tek hesap’ mantığını baştan boşa çıkarır. Böylece güvenli bir yaş doğrulama mekanizması kurmak yerine, aynı kişi adına sürekli yeni hesap üretilebilen, denetimsiz ve kolayca suistimal edilebilen bir yapı ortaya çıkacaktır.

* Vatandaşlık, menşe ve görünürlük belirsizliği: Sosyal ağ sağlayıcılar IP adresi, SIM/telefon ülke kodu, saat dilimi ve uygulama marketi bölgesi gibi teknik sinyallerle bir hesabın Türkiye bağlantısını ancak yaklaşık olarak tahmin edebilir; bu veriler ne vatandaşlığı ne de hukuki statüyü kesin biçimde gösterir. Bu nedenle yurt dışında yaşayan, T.C. vatandaşı olmayan ama Türkçe içerik üreten kullanıcıların hangi hukuki rejime tabi tutulacağı belirsiz kalmaktadır.

* Aynı şekilde, Türkiye’den erişen kullanıcıların T.C. kimliğiyle doğrulanmamış hesapları görüp göremeyeceği de açıklığa kavuşturulmamıştır. Eğer Türkiye’den erişen kullanıcılara yalnızca T.C. kimliğiyle doğrulanmış hesaplar gösterilirse yabancı hesaplar Türkiye’den fiilen görünmez kılınacak, böylece önceki açıklamalarımızda uyardığımız ‘ulusal intranet’ modeli pratikte inşa edilmiş olacaktır.

5. Amacın genişlemesi: Sistemin kaçınılmaz yayılması

* Bilişim hukuku ve mahremiyet literatüründe ‘Function Creep’ (Amacın Genişlemesi) olarak bilinen olgu, bu sistemin en büyük uzun vadeli tehlikesidir. Devlet, bir kez bu e-Devlet kimlik doğrulama kapısını standartlaştırıp şirketlere kabul ettirdikten sonra, kapsamı genişletmek tek bir torba yasa maddesine bakacaktır. Bugün ‘çocuk koruma’ gerekçesiyle sosyal medya platformlarına gelen bu sistem yarın ‘ahlak koruma’ gerekçesiyle flört uygulamalarına bile getirilebilir.

6. Uluslararası hukuk çerçevesi

* Bu sistem, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Anayasa’daki temel hak güvenceleri ile doğrudan çelişmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi (ifade özgürlüğü) ve 8’inci maddesi (özel yaşamın gizliliği), yurttaşların anonim olarak fikir beyan etme hakkını güvence altına almaktadır. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 13’üncü, 17’nci, 27’nci ve 31’inci maddeleri ise çocukların bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve gelişim haklarını koruma altına almaktadır.

* Zorunlu kimlik doğrulaması yoluyla tüm dijital kamusal alanın T.C. Kimlik numaralarına bağlanması, AİHM içtihatlarında görülen ‘demokratik toplumda gerekli’ olma kıstasını karşılamaktan uzaktır ve orantılılık ilkesine açıkça aykırıdır.

7. Sonuç ve çağrılarımız

* Siber Güvenlik Başkanlığı yetkilisinin TBMM Komisyonu’nda anlattığı bu ‘token’ sistemi, önceki açıklamalarımızda vurguladığımız ‘çocuk koruma kılıfı altındaki Truva Atı’ tezinin en somut ve teknik kanıtıdır. Mesele çocukları zararlı içeriklerden korumak değil; e-Devlet altyapısını kullanarak tüm dijital kamusal alanı T.C. Kimlik numaralarına bağlamak ve Türkiye’yi mutlak bir ‘dijital panoptikon’a hapsetmektir.

* İfade Özgürlüğü Derneği olarak: TBMM’yi bu kanun teklifini temel haklar perspektifinden 22’nci madde kapsamındaki yaş doğrulama mekanizmasını metinden çıkarmaya ve e-Devlet tabanlı token mekanizmasının yarattığı gözetim altyapısını reddetmeye,

* Sivil toplum kuruluşlarını, akademisyenleri ve hukukçuları bu düzenlemenin anonimlik hakkı, ifade özgürlüğü ve kişisel verilerin korunması üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı kamuoyunu bilinçlendirmeye devam etmeye,

* Uluslararası kuruluşları ve insan hakları mekanizmalarını Türkiye’deki dijital hakların hızla aşınan durumunu yakından izlemeye,

* Medyayı bu teklifin ‘çocuk koruma’ söyleminin arkasındaki gerçek amacı, başka bir deyişle herkesin izlendiği ve fişlendiği bir dijital gözetim rejiminin inşa edilmek istendiğini kamuoyuyla paylaşmaya çağırıyoruz.

* Uyarıyoruz: İnşa edilmekte olan bu token sistemi, bir ‘çocuk koruma kalkanı’ değil; tüm toplumu kuşatan, dijital nefes alanlarını tamamen tıkayan ve Türkiye’yi açık dünyadan koparıp kendi içine hapseden bir ‘dijital tecrit’ projesinin en kritik altyapı taşıdır.”

u/lonerfluff — 3 days ago
▲ 3 r/CHP

Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi için seçim tarihi belli oldu

Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi, “Başkan Vekili Seçimi” gündemiyle 9 Nisan Perşembe günü saat 11.00’de toplanacak.

İçişleri Bakanlığı’nın 4 Nisan 2026 tarihli onayıyla görevden uzaklaştırılan Mustafa Bozbey’in yerine vekil belirlenecek.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi 9 Nisan 2026 tarihinde saat 11.00’de toplanacak. Toplantıda Belediye Başkan Vekili seçimi yapılacak.

Valilik'ten yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Bursa Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğünün, 05.04.2026 tarihli E-53988792-260.01.01-256294 sayılı ve ‘Başkan Vekili Seçimi’ konulu yazısına istinaden Büyükşehir Belediye Meclisi Toplantısı 9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 11.00’de Büyükşehir Belediyesi Ana Hizmet Binası Meclis Toplantı Salonunda gerçekleştirilecektir."

t24.com.tr
u/lonerfluff — 4 days ago
🔥 Hot ▲ 240 r/CHP+1 crossposts

[5G] • Bu pazar digital konulara eğilelim biraz…

Gökhan Günaydın

“Bu pazar digital konulara eğilelim biraz… Türkiye 38 OECD ülkesi içinde 5G’ye geçen sonuncu ülke. Peki gerçekten geçti mi? 85 milyon mobil cihazdan ancak 22 milyonu 5G teknolojisi kullanabiliyor. Kırsal alan için zaten en az 2 yıllık vade veriliyor. Hayal satmaktan vazgeçin!”

u/FeatureAggravating75 — 5 days ago
▲ 2 r/amed

Diyarbakır ve Amed Arasındaki Fark Nedir?

Kutuplaştırılmış, barış ümidini kaybetmekte olan bir ülkede, insanlar nasıl huzur içinde yaşayacak?

Doğusu-batısı keskin bıçakla birbirinden ayrılmış bir ülkede barış nasıl sağlanacak? Birbirini sadece medya üzerinden, devletin konuştuğu dil ile tanıyan komşu iki halk; Kürt ve Türk halkı nasıl barışacak?

En basitinden başlayalım… Diyarbakır, Kürtlerin başkenti Amed’tir. Sanıldığının aksine sadece filolojik bir ayrım değil bu, tarihsel, kültürel ve sosyolojik bağlamda bir halkın yaşama biçimidir Amed. Kürtlerin kendi yaşadıkları kaderin adıdır Amed. Diyarbakır ise devletin onlara reva gördüğü kaderin adıdır.

Batıdan bakanlar için Diyarbakır’dır orası, kahvaltıları meşhurdur, tarihi çok eskidir ama yine de turist olarak gidilmesi pek önerilmez. Sonuçta bir Mardin gibi, Urfa gibi, Antep gibi dizilere konu olmuş aşiretleri, tarihsel hanları hamamları, lezzetli yemekleri, çok kültürlü bir yapısı, yakışıklı aşiret ağaları, farklı dinlerden dolayı imkânsız aşkların yuvası değildir. Diyarbakır’dan baktığınızda, sonsuzluğa uzanan berrak bir güneş göremezsiniz.

Diyarbakır hep gridir. Gökyüzünde savaş helikopterleri ve teröristlerin yaptıkları eylemlerden yükselen dumanlar birbirine karışır hep. Diyarbakır’ın adı belgesel kanallarında, kültür turlarında geçmez, sıra geceleri yoktur, eğlencesi, kültürü, sanatı yoktur. Adı hep haber kanallarında, terörist eylemlerin yuvası olarak geçer.

Aslında terör olmasa turistik olarak gidilecek yerdir ama işte… Zavallı halkını terörize etmişler. Daha küçücük yaşta çocukları taş atmaya alıştırıyorlar, hendek kazdırıyorlar. Siyaset öğretiyorlar o zavallı minicik çocuklara. PKK’lı olmayı öğretiyorlar. Vatan haini yetiştiriyorlar. Devletten ne istediler de yapılmadı, onları teröristlerden korumak için devlet yığınla polis, asker göndermiyor mu? Vergiler hep oraya akmıyor mu? Okul mu yok? Yol mu yok? Ne istediler de verilmedi? Bıktık artık Diyarbakır’dan şehit haberi almaktan. Caaanım Diyarbakır’a, kendi halkı çok yazık ediyor.

Amed; güneşin en berrak doğduğu yer…Medeniyetlerin bin yıllık beşiği, çok kültürlü, farklılıkların bir arada kardeşçe yaşadığı güneydoğunun başkenti. Surun sokaklarında yüründün mü, tarihin nimetlerinden büyülenirsin kendini bambaşka bir diyarda hissedersin. Keldani, Süryani, Ermeni kilisesi yan yanadır, herkes komşudur. Dağ kapı meydanında bir kürsüde oturup kaçak çay içmekten keyifli hiçbir şey yoktur. Nefes aldığını hissedersin…Havada asılı bir korku vardır hep, yine de yaşamak güzeldir bu kadim şehirde.

Balıkçılar başında oturuyorsan evden okula giderken, her köşe başında bir TOMA, her sokakta ellerinde kalaşnikofla gezen polisler görmekten kaçamazsın. Akrabanın, eşin, dostun birbirlerini her gün arayıp “polis sizin mahalleye girmiş kimsede bişi var mı?” diye sorduğu bir yerdir Amed.

Küçük çocukların mahallesinde ilk öğrendiği kelimeler “anne-baba-agu- teletabis” değildir maalesef, iki buçuk yaşındaki Şerwan gibi “toma ditti toma- piber gazı- pkk- ypg” kelimelerini öğrenirler. Sokakta hayat böyledir çünkü. 9-18 yaş arası gençler dünyanın bütün çocukları gibi oyun ister, meraklıdırlar eğer etraflarındaki tek oyun, polisin müdahalesine karşı mücadele ise ve başka oyun seçme şansı yoksa bunu oynar hem de en iyi şekilde. Cegerxwîn akademide gençler sanatsal aktiviteler yapar, bütün o ateş hattının içinde sanatla ilgilenir, çok kitap okur, memleket meselelerini konuşur, sonra bir haber gelir mutlaka bir arkadaşları bir yerde vurulmuştur ve yarım kalır her şey… Ve her gün yarım kalır.

Her gün cenaze taşımaktan bıkmış, lakin yorgunluk nedir bilmeden kalabalık bir kitle oluşturmak için sabah çocuklarını yedirip yürüyüşlere koşan genç annelerin çantalarında hep limon vardır… Amed ’de bir şey söylemek istiyorsan, cenazeni gömmek istiyorsan kalabalık olmak zorundasın, kendini devlete karşı koruyamazsan eğer bir faili meçhul olabilirsin. Yine Amedliler bilir, ola ki sokağında bir çatışma çıkarsa apartmanın kapısını ne olursa olsun polise açmayacaksın…

Neden mi? Bırakalım o da Amedli olanlar bilsin nasılsa Diyarbakır olarak gördüğünüz sürece anlamayacaksınız, gerçeği kabul etmeyeceksiniz…

Şehrin yazılı olmayan bir dili vardır, bu dil Türkçe veya Kürtçe değildir. Lacan’cı bir değildir bu toplumsala düştüğümüz an sözlü olarak öğrenilmez. Toplumsala düştüğümüz an tesir olarak öğrenilir. Acının, korkunun, yaşama umudunun, kendini koruma içgüdüsünün tesiridir bu. Bu dil Amed’te, Derik’te, Cizre’de doğdunuz anda öğrenilir.

Bütün bu günlük rutin yaşamın aslında demagojik bir anlatım olmasını çok isterdim. Lakin gerçek.

Yine de sorarsan yoldan çevirdiğin bir Amedliye “Amed dünyanın başkentidir bavo, burası cennettir” diyecektir sana. Toprak sevilmez mi hiç?

Diyarbakır’ın neden Amed olduğunu anladığımız gün, toplumsal barış için umutlanabiliriz demektir. (SDA/NV)

bianet.org
u/lonerfluff — 5 days ago
🔥 Hot ▲ 87 r/Turkey+1 crossposts

Akın Gürlek sosyal medyada TC kimlik numarası ile girişe yönelik hazırlanan düzenlemenin 12. Yargı Paketi içinde netleşeceğini söyledi.

https://halktv.com.tr/siyaset/son-dakika-sosyal-medyaya-tc-kimlik-numarasi-ile-giris-kesinlesti-ne-zaman-1019613h

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medyada T.C. kimlik numarasıyla giriş uygulamasının 12. Yargı Paketi kapsamında hayata geçirileceğini açıkladı. Gürlek, düzenleme yasalaştıktan sonra üç aylık bir geçiş süreci başlayacağını, bu sürenin sonunda kullanıcıların sosyal medya hesaplarına gerçek kimlikleriyle giriş yapacağını ve sahte hesapların kapatılacağını söyledi. Gürlek, "Yasalaştıktan sonra bir geçiş süreci var, bunun altyapısının sağlanması gerekiyor. Üç aylık sürede herkes sosyal medyaya gerçek kimliğiyle girmiş olacak inşallah" dedi.

Gürlek’in sözleri:

“Sosyal medyada olaylar farklı anlatılıyor. Sosyal medyada yargılamalar yapılıyor, kararlar veriliyor, hükümler veriliyor. Gerçek böyle değil. Sosyal medyada bir kişi hakaret ediyorsa, bir itibar suikastı yapıyorsa bunun sonuçlarına katlanması lazım. Biz de 12. Yargı Paketi’nde bunu ete kemiğe büründüreceğiz.”

“Burada çok kıymetli hâkimlerimiz var; gecesini gündüzüne katarak, ailesinden, dostlarından ödün vererek görev yapıyorlar. Ama sosyal medyada öyle bir şey yapılıyor ki dosyadan haberi olmayan kişiler hüküm veriyor, ‘Bu niye serbest bırakıldı, bu niye tutuklandı?’ diye kampanyalar başlatılıyor.

Bu sosyal medya düzenlemesine çok önem veriyorum. Bunu zaman zaman kamuoyuna da açıkladım. Sosyal medyaya artık gerçek bilgilerle ve kişisel kimlikle girilecek. Bu konuda sosyal medya platformlarıyla da anlaştık, onlar da bunu kabul ettiler. T.C. kimlik ile girişler olacak. Geçiş süreci olacak. Sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak.”

“Sosyal medya hesabını kimliğiyle ve gerçekliğiyle kullanmayanların hesaplarının kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Buna uyulmadığı takdirde sosyal medya platformları bu hesapları kapatacak.

Yargı paketini hazırlıyoruz, milletvekilimiz de bu konuya çok önem veriyor. Kısa sürede yasal düzenleme gerekiyor. Yasalaştıktan sonra bir geçiş süreci var, bunun altyapısının sağlanması gerekiyor. Üç aylık sürede herkes sosyal medyaya gerçek kimliğiyle girmiş olacak inşallah.”

u/emathija — 7 days ago
▲ 9 r/CHP

İBB Davası'nda kritik gelişme: Tahliye taleplerinin değerlendirilmesi için tarih belli oldu

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanıklı İBB Davası görülmeye devam ederken, yeni bir gelişme yaşandı.

Tahliye taleplerine ilişkin ilk değerlendirme 2 Nisan Perşembe günü yapılacak.

Tutuklu sanıkların tutukluluk incelemesi yapılacak.

Gelecek hafta salı, çarşamba ve perşembe günü sanık müdafiilerine söz verilecek.

Mahkeme heyeti, perşembe günü kararlarını açıklayacak.

MAHKEME BAŞKANININ AÇIKLAMALARI

Mahkeme başkanı, tahliye talepleri ile ilgili şunları söyledi:

> "Bizim planlamamız, normalde nisan sonuna kadar savunmaları bitirmekti. Ancak sarkma mutlaka olacak gibi. Yani bizim de öngörümüz o yönde. Normalde nisan sonuna kadar tamamlamayı düşünüyorduk. Planlamamız o şekildeydi. Sanık savunmalarımızı tamamlamayı planlıyorduk. Ancak tabii biraz bir gecikmemiz olacak gibi. Ara değerlendirmelerimizi yapacağız yine. Yani o anlamda şeyimiz yok. Şimdi şöyle, onunla da ilişkin de normalde ama kapanmayacağı için daha önce de belirttim, arada 30 günlük tutukluluk değerlendirme süremizi de mutlaka bir değerlendirme yapmamız lazım. Biz onu dosya üzerinden yapmak istemedik. Burada olduğu için sanık müdafilerimize söz hakkı vermeyi düşünüyoruz o anlamda tahliyeye ilişkin.

> Tabii takdir edersiniz ki dinlenmeyen sanık sayısı çok olacağı için, hani öyle çok uzun bir süre veremeyeceğiz ama orada belirli bir şekilde herkese söz hakkı mutlaka tanımamız gerekecek. O yüzden de haftaya özellikle salı, çarşamba, perşembe; 3 gün, sadece dinlenmeyen, savunmasını alamadığımız sanıklarımızın müdafilerine tahliyeye ilişkin söz hakkı vermeyi planlayıp, perşembe günü tutukluluk değerlendirmesi yapıp, sonra savunmalarımızın kaldığı yerde yine esas hakkında savunmaya yönelik tekrardan söz hakkı vereceğiz.

birgun.net
u/lonerfluff — 15 days ago
▲ 6 r/CHP

Uyuşturucu baronlarını kurtaran karar: Kripto mesajlar delil sayılmadı, 7 sevkiyata 8 beraat

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 6 Mart’ta verdiği kararla Europol’ün çözdüğü kripto telefon mesajlarını delil saymadı ve 7 sevkiyat yaptığı ileri sürülen sanıkları beraat ettirdi. Bu pek çok benzer soruşturmayı etkileyecek.

CENGİZ ERDİNÇ

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 6 Mart 2026 günü çok kritik bir karara imza attı. 8 Haziran 2024 günü Kuyu 4 operasyonuyla yakalanan dört büyük gruptan birinin lideri olduğu ileri sürülen Recep Ö. ve arkadaşları yedi ayrı sevkiyatta tespit edilen 400 kilo civarında eroini ve farklı uyuşturucuları İran’dan Hollanda’ya kaçırmakla suçlandıkları davada beraat ettiler. Recep Ö. ve arkadaşlarını yargı önüne çıkaran deliller Europol’ün Emniyet Genel Müdürlüğü ile paylaştığı Sky ECC adını taşıyan ve 2021 yılında çökertilen şifreli telefon sisteminin mesajlarına dayanıyordu. Ancak mahkeme bu mesajlaşmaları “delil” olarak kabul etmedi.

Sadece mesajlara dayanılarak hüküm kurulamaz

“Gereği düşünüldü” diye başlayan kararda “uyuşturucu suçlarında suçun konusunu oluşturan maddelerin ele geçmiş olması ve uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğunun veya TCK 188/6 maddesi kapsamındaki maddelerden olduğunun kriminal laboratuvar veya adli tıp kurumu raporu ile fennen belirlenmesinin şart olduğu” hatırlatılarak ve Yargıtay kararlarına göndermede bulunularak sadece Sky ECC mesajlarına dayanarak hüküm kurulamayacağı açıkça ifade edildi.

Sky ECC 2016 yılından bu yana birbiri ardına çökertilen dokuz şifreli telefon ağının sonuncusuydu. Kanada merkezli şirket şifresini kırabilene 5 milyon dolar ödül vadetmişti. 2021 yılında polis sunucusunda sızdığında 160 bin kullanıcıya ait 700 milyon ikili mesaj ve 55 milyon grup mesajı ele geçirildi. Kimliği tespit edilen 60 bin kullanıcıdan 4 bin 500’ü Türkiye’deydi.

2021 yılında başlayan operasyonlarda 12 bin şüpheli tutuklandı 680 ton uyuşturucu 1 milyar Euro’dan fazla nakit ve milyarlarca Euroluk malvarlığı ele geçirildi. 34 yargı bölgesinde 7500 soruşturma açıldı. Ve mesajlar Avrupa yargı çevresinde itirazlara uğrasa da delil kabul edildi.

Sky ECC’nin çözülen mesajları 30 Ocak 2023 günü yapılan protokolle Türkiye ile de paylaşıldı. Mesajlardaki uçak bileti, ofis adresi ya da telefon numarası gibi bilgilerle kişiler eşleştirildi. Sky ECC mesajları bir ayağı Türkiye’de olan Bataklık ya da Orkinos Bulut operasyonları gibi büyük soruşturmaların belkemiğini oluşturdu.

Ancak Mahkeme bu protokolle gelen mesajlara değişik anlamlar yüklenebileceğini, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin deliller bulunmadığını düşünüyor, mesajların kanıtlarla desteklenmediğini söylüyordu.

Kripto telefonlarla uyuşturucu ticareti

Sky ECC mesajları telefon kayıtları ve benzeri bilgilerle eşleştirildiğinde M93XEH kodlu kullanıcı Recep Ö.’ydü. Savcılığa göre 256 paketten oluşan 51 kilo eroin Hollanda’ya ulaşmış M93XEH kodlu patron Recep Ö. eroini Urumiye’den temin eden “TLL2CK” kodlu telefonu kullanan Esat Y.’ye “256 parça toplam 51.200 hayırlı olsun” mesajı atmıştı. Mesajlara göre 101 paketten oluşan 20.2 kilo eroin de salimen Hollanda’ya ulaştı. Savcı gönderilen eroinin satışından gelen paraların da bir muhasebeci titizliği ile Sky ECC kayıtlarında yer aldığını ileri sürdü. İlk partinin gelirinden 55 bin 200 Euro yine Sky’dan iletilen 47.47 koduyla döviz büfesinden alınmış ve Recep Ö.’nün adamına iletilmiş, parayı teslim alanın fotoğrafı da yine patron Recep Ö.’ye gönderilmişti. Kilosu 12 bin 500 eurodan satılan 71.4 kiloluk sevkiyatın presleme işleminde 400 gram kadar fire verilmiş, iki araç kullanılmış, eroin bir süre depoda tutulmuş ve bütün bunlar 60 bin Euroya malolmuştu.

Dördüncü partide toplam 103.4 kiloluk teslimatının adresi, gelen otomobilin modeli, buluşulacak yer, satış fiyatı, paranın teslimat adresi, satıştan gelen banknotların fotoğrafları, Hawala işleminde seri numarası kullanılan banknotun fotoğrafı bütün detaylarıyla Sky ECC mesajlarında yer aldı. Altı ayrı tarihte toplam 1 milyon 180 bin Euro gönderildi. Beşinci partide Irak’tan Hollanda’ya 1100 çuval ve toplam 22 ton un arasına eroin yerleştirilmişti ancak miktarı anlaşılamadı. Altıncı partide yüklü bir miktarda skung alınacaktı ancak kalitesi bozuk çıktı. Yedinci partide İran Urumiye’den Hollanda’ya mermer kalıplar içinde 187 kilo eroin sevk edilmesi planlandı, Sky mesajlarında izler Tahran’a kadar sürüldü ama gerisi gelmedi.

Mahkeme bütün bunları “sadece mesaj” diye değerlendirdi. Gözden kaçan 24 Ekim 2020 günü Adana’da yakalan 51 kilo eroin oldu. Fiziken yakalanan bu eroinden sonra 11 numaralı Sky ECC kaydına göre Esat Y. “abi gelecek olan kaza yaptı” demiş ve ardından Adana’da yakalan 51 kilo eroinle ilgili haberleri paylaşmış, Recep Ö.’de “Canın sağolsun” diye cevaplamıştı.

İddianameye dayanak olan mesajlar Europol ile bir protokol çerçevesinde paylaşılmıştı ve bu mesajlar için Hollanda’daki mahkemelere yazılan “istinabe” taleplerine henüz yanıt gelmemişti. Sanıklar beraat etti ve tedbir konulan milyarlarca lira değerinde varlık iade edildi. Uyuşturucu kaçakçılığı soruşturmalarının çıkmazı bu davada da görüldü.

Mahkeme Yargıtay’ın “uyuşturucu yakalandıysa gelir yoktur, yakalanmadıysa uyuşturucu yoktur” yaklaşımını tekrarladı. Kaçakçılıkla mücadelede en önemli yol olan suç gelirine el konulması MASAK raporlarına rağmen mümkün olmadı, el konan varlıklar iade edildi.

Sky ECC soruşturmaları Avrupa’da da hukuki tartışmalara yol açtı. Hollanda Adalet Bakanlığı Fransa Roubaix’deki veri merkezinden ele geçirilen mesajlar için sorumluluğun Fransa’da olduğunu belirtiyordu. Avrupa Birliği içinde bir başka AB ülkesinde yapılan soruşturmanın hukukiliğine Hollanda hakimleri de kural olarak güvenmeliydi. Ancak Fransa Roubaix’deki sunucuların Hollanda polisi tarafından alt yapısının haritalandığı ve hacklendiğini, Sky verilerinin Hollanda tarafından işlendiğini gösteren belgeler güven ilkesini ortadan kaldırıp mesajların da hukuki niteliğini tartışma konusu yaptı.

> 2016 yılından başlayarak Ennetcom, Ghost PGP, PGP Safe gibi kripto telefon sistemleri birbiri ardına çökertildi kurucuları hapse atıldı ama kriminal dünya umursamadı. 2018 yılında dağıtılan Phantom Secure’den sonra Encrochat iddialı bir kripto ağı olarak kaçakçıları, tetikçileri, para aklayanları bir mıknatıs gibi çekti. Hollanda merkezli şirketin sattığı telefonlar güç düğmesine basıldığında sıradan bir Android telefon gibi açılıyordu. Ama farklı bir tuş kombinasyonuyla açıldığında izlenmesi ve çözülmesi imkansız şifreleriyle bambaşka bir telefona dönüşüyordu. Aynı ağ üzerindeki çete üyelerine belirli bir sürede silinen mesajlar gönderiyor, panik anında bir butona basarak her şey silinebiliyordu. Encrochat bir şeylerin ters gittiğini anladı. 12 Haziran 2020 gecesi kullanıcılarına artık güvenliklerini garanti edemeyeceğini ve telefonlarını imha etmeleri gerektiğini bir mesajla duyurdu. Ertesi gün başta Hollanda ve Belçika olmak üzere Avrupa şehirlerinde yüzlerce telefon çöpe bırakıldı. Fakat çok geç kalmışlardı, İngiltere’de Nisan ayında başlayan operasyonlar sürmüş ve adı sanı bilinmeyen çok sayıda baron tutuklanmıştı. Encrochat’in ardından Kanada merkezli Sky ECC telefonlarına üşüştüler. 160 bin kullanıcının cinayet talimatından uyuşturucu sevkiyatına kadar fotoğraflar hatta belgeler içeren milyonlarca mesajı sunucularda birikti.

kisadalga.net
u/lonerfluff — 20 days ago
▲ 10 r/CHP

Antalya'da tarım işçilerinin kaldığı konteynerde çıkan yangında anne ve beş çocuk hayatını kaybetti

Antalya Kepez’e bağlı Gaziler Mahallesi’nde saat 01.30 sıralarında bir ailenin kaldığı konteynerde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Alevlere müdahale edip, söndüren ekiplerin konteynerde yaptığı aramada yedi aylık hamile Leyle Elali (27), Muna Ahmed (9), Fatma Ahmed (8), Hayat Ahmed (7), Iman Ahmed (5) ile Mahmud Ahmed’in (4) cansız bedenlerine ulaşıldı. Dumandan etkilenen Şevvah Ahmed (29), Mahmud Ahmed (53), Ahmed Ahmed (2) ile işletme sahibi Rahman Genç (51) ise hastaneye sevk edilip tedaviye alındı.

‘Mangal yakmış, ateşi söndürememişler’

Beşi çocuk altı kişinin hayatını kaybettiği olayın yaşandığı Kepez ilçesi Gaziler Mahallesi’nin muhtarı Süleyman Kaplan, “Gece saatlerinde bir yangın çıkıyor. Suriyeli vatandaşların kaldığı konteynerdi. Maalesef 5 çocuk ve annesi vefat etti. Annesi hamileydi. Çocukların babası da yaralandı, yoğun bakımda. Tarım işçileriydi. Akşamdan mangal yakmış, ateşi söndürmemişler. Biz bu kadar duyduk. 5-6 muhtar olarak daha önce buraya bir istasyon kurulması için talepte bulunduk ama olumlu bir dönüş olmadı. Bölge olarak bir itfaiye aracı istedik. Çünkü itfaiye, uzak olduğu için geç geliyor” dedi.

Öte yandan, cenazeler işlemlerinin ardından Antalya Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

sendika.org
u/lonerfluff — 21 days ago
▲ 11 r/CHP

19 Mart eyleminde gözaltına alınan iki kişi tutuklandı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınışının yıldönümünde Saraçhane’de gözaltına alınan 35 kişiyle ilgili yeni gelişme yaşandı.

Eylemde gözaltına alınanlar Vatan Caddesi’ndeki İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldü. 31'i buradaki ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. 4 kişi ise savcılığa sevk edildi.

Savcılığa sevk edilen 4 kişiden 2’si çıkartıldıkları nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklandı. 2 kişi ise adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Çelik: Takip ediyoruz

Tutuklanan kişilerden biri “cumhurbaşkanına hakaret” diğeri ise “görevi yaptırmamak için direnmekle” suçlandı.

CHP İstanbul il başkanı Özgür Çelik, gençlerin tutuklanmasına X’te tepki gösterdi, şöyle dedi:

"Dün Saraçhane'de gözaltına alınan iki gencimiz hakkında tutuklama kararı verildi. Siyasi hırslar nedeniyle iki genç, bu bayramı ailelerinden uzakta, cezaevinde geçirecekler. İstisna olması gereken tutukluluk tedbirini gençleri sindirme aracı olarak kullanan, vicdanlara sığmayan bu zalimliği kabullenmemiz de affetmemiz de mümkün değil. Hukuk komisyonumuzla tüm itirazları takip edecek, gençlerimizin en kısa sürede özgürlüğüne kavuşması için elimizden geleni yapacağız.”

bianet.org
u/lonerfluff — 21 days ago
▲ 17 r/CHP

Özgür Özel, Akın Gürlek'in babasına seslendi, "Silivri'de yatanların da ailesi var" dedi: Oğlun İmamoğlu'na iftira attırmaya çalışıyor!

CHP lideri Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in "İsim vererek eleştirmek, meydanlarda yuhalatmak yanlış, bizim de çocuğumuz var. Yargıda bir ismin ön plana çıkması doğru olmaz. Ailemiz var, sürekli televizyonlarda ismimizin çıkması hoş olmaz" sözlerine yanıt verdi. Özel, "Tarihin en büyük iftirası, gizli tanıkları ve buna teslim olmadığı için analarından babalarından ayrı tutulanlar var. Adı geçip yuhlanınca ailesi üzülüyormuş. Sadece Akın Gürlek'in ailesi yok. Akın Gürlek'in canını yaktığı bir sürü aile var" ifadelerini kullandı. Özel, Gürlek'in "Kendisinin Muhittin Böcek’ten aday olmak için para istediği iddiası var. Zaten bunu Muhittin Böcek de açıklayacak" iddialarına ilişkin olarak da, "Muhittin Böcek 'beni iftiraya zorladılar' diye mesaj gönderdi" dedi. Gürlek'in babasına da seslenen Özel, "Amcacığım senin oğlanda şu kadar utanma, vicdan, insaf yok, senin oğlanın Allah'tan bile korktuğu yok! Senin oğlan var ya amcacığım; 'Ekrem'e iftira at, evinde git yat' diyor, kul hakkına giriyor, çok ah alıyor" ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının birinci yılında İBB'nin Saraçhane binasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, mal varlığı açıklamasına yanıt veren Gürlek'in, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında, "Özgür Özel’in amacı asrın yolsuzluğu davasını perdelemek ve Muhittin Böcek. Kendisinin Muhittin Böcek’ten aday olmak için para istediği iddiası var. Zaten bunu Muhittin Böcek de açıklayacak. Ama zamanı var" iddialarına yanıt vererek, şunları söyledi:

"'Muhittin Böcek'e 'Bunu şundan aldım, buna verdim' dersin, gerisini biz hazırladık' demişler"

"Ben bunu 6 ay önce Esenyurt'ta bir geze mitinginde bunu ifşa etmiştim. Antalya'da bir büyük Antalya'da bir başsavcı olduğu halde İstanbul Başsavcılığı Muhittin Böcek'e bir tane ifade tutanağı yolluyor. Altındaişte bugün bir başka göreve gelen bir savcının da ismi var ve bu ifade tutanağında Akın Gürlek'in attığı bu iftira. Yani diyor ki Muhittin Böcek'e' Siz Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için Özgür Özel'e rüşvet verdiniz.' Burada Manisa'da bir benzin istasyonu yaptığını söyleniyor gibi bir şey. Muhittin Böcek'in cevabı şu. 'Ben zaten mevcut belediye başkanıydım. Ankete göre de kazanıyordum. Aday gösterildim zaten kazandım. O tarihlerde hiç orada olmadım. Ne alakası var? Ben hastayım buradan çıkmak istiyorum ama kimseye iftira atmam böyle bir haysiyetsizlik yapmam' diye 6 ay önce cevap vermiş.

Bana da, 'Böyle bir iftiraya beni zorladılar' diye haber yolladı kendisi. Daha sonra da geçen bundan 15-20 gün önce gittiğimde de bana gelip 6 ay önce böyle bir şey teklif ettiler başkanım dedi. Söyleyeyim mi? Ayrıca da şunu da hazırlamışlar. Hani otelinde bir öğrenci öldü de bir FETÖ'cünün o FETÖ'cü bütün FETÖ'cüler içerideyken halen daha ihaleler alıyor, halen daha Erdoğan'ın uçağına biniyor ya. Ben de ölen çocuğun babasından verdiği mücadeleye destek veriyorum ya. Sen eğer bu parayı ben verdim dersen, şimdi nerelerden verecek o parayı. Sana bu otelci, 'Ben verdim' diyecek diyerek de teklifte bulunuyorlar.

Eğer bu parayı 'Ben verdim derse' şimdi Muhittin Böcek nereden verecek o parayı? Sana bu otelci 'Ben verdim' diyecek diyerek de teklifte bulunuyorlar. Yani kurdukları kumpasın içinde, bizim uğraştığımız otelinde birisinin öldüğü, geçmişte FETÖ'cü olan ama halen daha Erdoğan'da da itibar sahibi olan birisinin de iftiranın bir parçası olması hazırlanmış: 'Muhittin Böcek, unu şundan aldım buna verdim' dersin, gerisini biz hazırladık. Bu sayede taburcu olabilirsin' diyorlar. Oradaki insanın sağlığını partisine ve genel başkanına karşı bir kumpas için organize etmeye çalışıyorlar. Biz bunu 6 ay önce ifşa etmiştik. Bir kez işin bu tarafını görelim.

İkincisi ben yerel yönetim sürecinde sadece Manisa mitinginin olduğu gün gittim Manisa'ya. Ben yerel yönetim sürecinde bütün kameraların önünde Türkiye'nin dört bir yanındaydım. Aday belirlenirken de Ankara'daydık. Bir dönemde bir yandan aday belirledik, bir yandan miting yaptık. Onları da takip ettiniz. Zaten diyor ki Muhittin Böcek bunu söyleyecek ama daha zaman var. 6 ay önce yolladı, yaptıramadı. Diyor ki, 'Dayanamaz. Bir yerden sonra teslim olmaya karar verir, böyle bir ifade verir. O zaten itirafçı olacak ama daha zaman var.' Bu arada da Antalya'nın Cumhuriyet Başsavcısını da değiştirip şimdi kendisinden bir adamı da oraya getirmek suretiyle bu kendi yaptığı kumpasıla suç üstü yakalandı. İlk önce İstanbul'daki ID'leri verdim. Ankara'daki olmamalarından cesaret aldı.

> Tapu kayıtları açıklamasının ardından CHP lideri Özel hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirten Akın Gürlek, "rüşvet" iddiasında bulunarak şunları söylemişti:

> "Muhittin Böcek 15 Ocak 2024’te Manisa’da benzinliğe uğruyor. Böcek’in itirafçı olma durumu vardı. Özgür Özel’e kendisinin aday olmak için para isteme durumu vardı. Özgür Özel bunu ve asrın yolsuzluğu davasını perdelemek istiyor. 4 tane taşınmazım var. Biri Tuzla’da. Onun dediği gibi 30 milyon TL de değeri yok. 3-4 milyon TL değeri var. Hepsi yalan. Zaten bugün dava açacağız. Özgür Özel’in amacı asrın yolsuzluğu davasını perdelemek ve Muhittin Böcek. Kendisinin Muhittin Böcek’ten aday olmak için para istediği iddiası var. Zaten bunu Muhittin Böcek de açıklayacak. Ama zamanı var."

Tapu kayıtları ve mal varlığı açıklaması

Dün onunları da yayınladık. Biliyorsunuz elimizde hepsi. Demiyor ki bu ID'ler yanlıştır. O ID'yi girdiğinde o taşınmazla ilişkisi bir tarihte aldıysa aldı, sattıysa sattı ortaya çıkıyor. Onları örtemez. Bir tane tapu gösteriyor, filtrelenmiş bir tapu gösteriyor. Sizlerle de paylaştım. Avcılarda 2024 yılının Temmuz ayında ben satın aldım diye beyan vermiş ve emlak vergisini ödemiş kendi adına. Bir diğeri örneğin işte bu senfoni evleri de 97 milyon lira henüz inşaat sürdüğü için tapu yok ama satış sözleşmesi var. Bir diğeri her ay 2 milyon pardon bir ay 3 milyon sonraki aylar 2 milyon, 2 milyon, 2 milyon taksitlerini ödediği mühürlü çizelge var.

Ama onlar tapu kaydında yok dün gösterdiği. Yani kaydında olmayanın emlak vergisini ödüyor. Kaydında olmayanın taksitlerini ödüyor. Kaydında olmayan bir de sattıklarının biz mal varlığını açıkla diyoruz. Malvarlığı dediğin şeyin içinde taşınmazlar vardır. Araçlar vardır, TL ve yabancı mevduat hesapları vardır. Varsa takılar, altınlar, mal altınlar, kol saatleri vardır. Sen evi satmışsın, parasını o hesaba koydun mu, koymadın mı? Bizim elimizdeki bazı kayıtlarda aldığı evin senetle ödendiği var. O senetin karşılığında parayı kim verdi, kimin senetiydi onlar yok. Onların hepsinin teker teker açıklar çıkması lazım.

Bir şey daha söyleyeyim. Başka şeyler var mı diyorsunuz ya. Mesela bir kooperatif var. Tuzla'da. Kendisinin kurucuları arasında hissedarlar arasında olduğu. Sonradan hisseyi çıkardığı ama içeriye birçok yargı mensubunu dahil ettiği. Tuzla'da o yapıldığı yerde AK Parti döneminde imarın olmadığı ve tamamıyla imarsız olan bir yere şimdi 1001 zorlamalarla bir şeyler çıkarmaya çalıştığı bir süreç var. Kendisi çıkmış gitmiş ama bir sürü yargı mensubunu bu işin içine sokmuş. Bu kooperatifte çok büyük bir haksızlık ve yolsuzluk var. Bununla ilgili hazırlanan çok koca bir dosya var. Bu da ortaya çıktığında o işin mimarı olarak Akın Gürlek bunun da hesabını verecek. Şunu bilsin yani Tuzla'daki kooperatifi de biliyoruz.

Gürlek'e aile yanıtı

Özel, Gürlek'in katıldığı bir YouTube yayınında, isim vermeden muhalefete yönelik eleştirilerde bulunurken, "İsim vererek eleştirmek, meydanlarda yuhalatmak yanlış, bizim de çocuğumuz var. Yargıda bir ismin ön plana çıkması doğru olmaz. Ailemiz var, sürekli televizyonlarda ismimizin çıkması hoş olmaz" sözlerine de yanıt verdi.

Özel, "Silivri'de yatanların da ailesi var. Babasının ellerinden öperim ama Silivri'de boş yere yatanların da babaları var. Tarihin en büyük iftirası, gizli tanıkları ve buna teslim olmadığı için analarından babalarından ayrı tutulanlar var. Adı geçip yuhlanınca ailesi üzülüyormuş. Sadece Akın Gürlek'in ailesi yok. Akın Gürlek'in canını yaktığı bir sürü aile var" diyerek, şöyle devam etti:

"107 kişiyi haksız yere içeride tutuyorsun. Şurada yaptığımız mitinglerden sonra 301 tane genç tutukladılar. Polisin kafasına vuran taş atan ateş atan vardı. 301'in içinde hiçbiri yoktu. O kavgayı o gece çıkaranlar, ilk çıkaranların hiçbiri tutuklanmadı. Kim tutuklandı biliyor musunuz? Metrolarda 18-19 yaşında ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş taş atmayı bırakın eline kötü niyetle bir taş almamış pırıl pırıl 301 tane genci aldılar.

"Amcacığım senin oğlanda şu kadar utanma, vicdan, insaf yok"

Bayramda içeride tuttular geçen sene Kurban Bayramı'nda. Bütün bayramı içeride geçirtirdiler onlara. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Üç ay içeride tuttuktan sonra 'pardon' deyip saldılar. Bu çocukların tutuklanmasının hepsi beraat etti. Eyleme gitmeleri değil eylemin yasaklanması anayasaya aykırıdır diye karar çıktı. Sen 301 tane genci geçen sene haksız yere göz dağı olsun diye, direnç kırılsın diye başkası çocuğunu sokağa salmasın diye bir talimatla tutuklatıp bayramı cezaevinde geçirtiyorsun. Vizeleri kaçırtıyorsun. Onun anası, babası, danası yok. Bir tek senin var, öyle mi? Neymiş? Akın Gürlek deyince meydan yuh deyince ağrına gidiyormuş.

"Senin bu oğlanın Allah'tan bile korktuğu yok"

'Babam camiye gitti' diyor. Orada 'senin oğlan şöyle böyle demişler.' Vallahi camide ne dediler bilmiyorum ama amcama söylüyorum. Senin oğlanın vicdanı yok. Senin oğlanın insafı yok. Senin oğlan milleti çoluğundan çocuğundan ayırıyor Erdoğan, Cumhurbaşkanlığına devam etsin diye. Amcacığım senin oğlanda şu kadar utanmak yok. Şu kadar sıkılmak yok. Kişinin cep telefonunu almış içinden mahrem yazışma onu sızdırmak var. Amcacığım bir evlat yetiştirmişsin ama senin bu oğlanın duru durağı yok.

Senin bu oğlanın kimseye acıdığı yok. Allah'tan bile korktuğu yok. Allah'tan korkanın yapmayacağı işler yapıyor. Gizli tanık buluyor. Gizli tanık beyanıyla tutuklama yapıyor. Sonra o gizli tanık vazgeçiyor. Aynı ifadeyi kopyalayıp buraya yapıştırıp başka bir gizli tanık buluyor.

Amcacığım kadına diyor ki, 'Buraya imza at. Ekrem'e iftira at. Evinde git rahat yat. Yoksa sana güle güle' diyor. Senin oğlanın kurduğu bu kumpasta iftira atmayanı alıyorlar, Türkiye'nin öbür ucuna yolluyorlar. Senin oğlan var ya amcacığım; Mehmet Murat Çalık Lenfomayla boğuşuyor. Serbest bırakılması gerektiğini Bülent Arınç'a kadar gidip kendinle görüşen, konuşan herkes savunuyor. Senin oğlan diyor ki bırak diyenlere, 'İtirafçı olsun bırakayım. Ekrem yaptırdı desin bırakayım. Ekrem'e iftira atsın bırakayım.' O yüzden amcamın ellerinden öperim de bildiğin gibi değil senin oğlan. Senin oğlan çok ayıp ediyor. Çok günaha giriyor. Çok ah alıyor. Kul hakkına giriyor senin oğlan. Kul hakkına giriyor."

t24.com.tr
u/lonerfluff — 22 days ago
🔥 Hot ▲ 501 r/Turkey+1 crossposts

Akın Gürlek'in yok dediği konutunun müteahhitleri 25 Aralık 2025'te "müşterileri" Akın Gürlek hakkında basın açıklaması yapmış

Gürlek tartışmasında yeni detay: Özgür Özel'in açıkladığı evraktaki konut projesinin sahipleri, Akın Gürlek'in müşterileri olduğunu duyurduğu ortaya çıktı.

Özel'in açıkladığı belgede yer alan konut projesinin sahiplerinin daha önce yaptığı bir açıklamada, Gürlek için 'müşterimiz' dediği açıklama ortaya çıktı.

Tema İstanbul 2 projesinin ortakları Mesa, Artaş, Kantur ve Akdaş tarafından 25 Aralık 2025'te yapılan açıklamada, Akın Gürlek'in projeden bir daire satın aldığı doğrulandı. Açıklamada, "Sayın Akın Gürlek, diğer tüm müşterilerimiz gibi projemizden bir adet daire satın almıştır. Kendisine uygulanan satış fiyatı, herhangi bir müşterimize uygulanan fiyatlardan farklı olmayıp, iki yıl önce geçerli olan satış fiyatları üzerinden işlem gerçekleştirilmiştir" ifadelerine yer verildi.

ÖZEL TAKSİT BELGESİNİ PAYLAŞMIŞTI

Özgür Özel ise Gürlek'in daha önce söz konusu konuta ilişkin iddiaları reddetmesi üzerine, Gürlek adına düzenlenmiş bir taksit senedini paylaşmıştı. Senede göre Gürlek'in 2024 yılında İstanbul'da yaklaşık 9 milyon lira değerinde bir konutun taksitleri sıralanmıştı.

https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/gurlek-tartismasinda-yeni-detay-proje-sahipleri-musterimiz-demis-2487956

u/EfendiAdam-iki — 22 days ago
▲ 12 r/CHP

Bu servet gerçek olabilir mi?

Özgür Özel'in aktardığı bilgiye göre, Bakan Gürlek’in halihazırda sahibi olduğu ve sattığı mülklerin toplam değeri, 452 milyon TL. Doğrusunu söylemek gerekirse, sağlık yatırımlarıyla ilgilenen bir gazeteci olarak aklıma gelen ilk düşünce, bu parayla kamuda 50 yataklı bir hastane yapılabileceği oldu

Söz verdiği halde, süreyi aşarak geciktiği yönünde yoğun eleştirilerin odağındaydı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in gayrimenkul malvarlığını, nihayet kapsamlı bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı.

Özel, Gürlek’e ait olduğunu belirttiği ve monitöre yansıttığı tapu kayıtlarının ID (kimlik) numaralarını tek tek okudu, rayiç değerlerini söyledi.

Aktardığı bilgiye göre, Bakan Gürlek’in halihazırda sahibi olduğu ve sattığı mülklerin toplam değeri, 452 milyon TL.

Nihayetinde devletten maaş alan bir kamu görevlisinin normal koşullar altında bu kadar büyük bir servet sahibi olması imkansız. 

Evet normal şartlar altında…

O nedenle eğer gerçekse -ki Özgür Özel açıkladığı tapular için “Ağrı Dağı kadar gerçek” ifadesini kullandı- bu büyük mülk ve edinimleri, izah muhtaçtır.

50 yataklı hastane yapılır

Doğrusunu söylemek gerekirse, sağlık yatırımlarıyla ilgilenen bir gazeteci olarak aklıma gelen ilk düşünce, bu parayla kamuda 50 yataklı bir hastane yapılabileceği oldu.

Öte yandan basın toplantısını izlediğim iki saate yakın süre boyunca, zihnimde hep aynı düşünce dönüp durdu:

16 Nisan 2017 referandum süreci sanılanın düşünülenin öngörülenin çok çok ötesinde önemliydi. (Mühürsüz oyların geçerli sayıldığı ve sonrasında neredeyse tamamının “evet” çıktığı referandumda, evet ile hayır arasındaki oransal fark yüzde 2,8’di. Bu oranın oy karşılığı ise 2 milyonun üzerinde olduğu konuşulan mühürsüz oyların sayıca epeyi altındaydı.)

Bugün bu realite hemen her vesileyle daha iyi anlaşılıyor.

CHP’nin dokuz yıl önceki genel başkanı ve karar alıcıları, 16 Nisan referandum sürecine başından sonuna daha yüksek bir siyasi duyarlıkla yaklaşıp seçmenin taleplerine kulak verebilseydi bugünkü siyasal iklim bambaşka olabilirdi.

Bu bir yazıklanma ifadesi değil, büyük hataları unutmamaya dair bir zorunlu not.

Neden mi?

CHP Genel Merkezi’ndeki basın toplantısını yerinde izleyen gazeteci Gülsen Solaker, Özel’e “eski sistem olsaydı bakanlar hakkında farklı bir prosedür işletileceğini” anımsattı; bugünkü sistemde, ortamda nasıl bir yol beklendiği sorusunu yöneltti.

Bu soruya Özel’den gelen yanıt, bugün denetlenemeyen, hesap vermeyen sistem inşasının temellerinin 16 Nisan 2017 referandumunda atıldığının dolaylı anlatımı gibiydi.

Unutulan gensoru

CHP Genel Başkanı, eski sistem, yani kuvvetler ayrılığının geçerli olduğu dönem olsa basın toplantısı yerine TBMM’de gensoru vereceklerini açıkladı.

Ne kadar hızlı unuttuk değil mi gensoru kavramını…

Gensoru TBMM’yi Anayasal denetimin bir aracıydı ve değiştirilen Anayasa maddelerinden biriyle uçtu gitti.

Özel’in anlatımından devamla, gensoru oylaması olsaydı, salt çoğunluk “git” derse bakan gidecekti. “Erdoğan’ın bugünleri düşünerek bu hakkı ellerinden aldıklarını” söyleyen Özel, eski dönemin Yüce Divan prosedürünü anlattı. Bugün 400 sayısını bulmanın imkansızlığı nedeniyle de (böyle söylemedi ama dolaylı ifade etti) basın toplantısında anlattıklarını “milletin hafızasına emanet ettiklerini, gelecekteki yargılamaya bir iddianame hazırladıklarını” aktardı.

Özel, İBB’nin bir yıldır cezaevinde tutuklu bulunan başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki soruşturma, kovuşturma, dava ve yargılama sürecine dair hatırlatmaları sonrasında şu dikkat çekici cümleyi kurdu:

“Aklımızı kaçırmış olmamız lazım siyasetçi olarak gazeteci olarak, bütün bunlar olurken her şey normalmiş gibi davranmak.”

İmamoğlu davasına bakan mahkemenin kompozisyonu, doğal hâkim ilkesinin tartışmalı hale gelmesi, kürsü hakiminin bakanlık devir teslim töreninde bulunması, 8 bin bilirkişi arasında hep aynı ismin davalarda görüş bildirmesi, yedek heyet atanması, coğrafi teminatın hiçe sayılması, kıdemi iki yılın altındaki yargıçların ağır ceza heyeti üyesi olması.

***

CHP Genel Başkanı Özel, nasıl bu toplantısı öncesinde AKP milletvekillerine basın toplantısını izlemeleri yönünde SMS gönderdiyse, bu mesajıyla da iktidar medyasına bağlı çalışan kurum ve gazetecilere bir mesaj ileterek daha sorgulayıcı olmaları gereğini vurguluyor aslında.

Yerine ne kadar ulaşacağın önümüzdeki günlerde göreceğiz.

t24.com.tr
u/lonerfluff — 23 days ago
▲ 4 r/CHP

İBB davasında beşinci gün: Mahkeme başkanı ile hukukçu vekiller arasında kriz çıktı, duruşma başlamadan bitti!

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 107’si tutuklu, 402 sanık hakkındaki “yolsuzluk” davası beşinci günü başlamadan sona erdi. Geçen perşembe günü dördüncü günü çıkan "basın krizi", İletişim Başkanlığı'nın verdiği turkuvaz basın kartı olmayan gazetecilerin salona alınmamasıyla devam etti. Sanıklar ve avukatlarının savunmasıyla devam etmesi beklenen duruşma, aynı zamanda hukukçu olan CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Turan Taşkın Özer ile Mahkeme Başkanı arasındaki izleyici kısmına geçme tartışması nedeniyle yapılamadı. Heyet, duruşmaya önce ara verdi, ardından duruşmayı yarına bıraktı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında açılan ve 107’si tutuklu 402 sanığın yer aldığı davada yargılama bugün beşinci gününde. Silivri’deki Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki 1 No’lu salonda görülecek davada aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu'nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık yeniden hâkim karşısına çıkıyor.

Sanıklara 143 eylem ve 17 suçlamaya yöneltilirken, davanın merkezinde belediyedeki bazı ihaleler, kamu görevlileriyle ilişkiler ve çeşitli usulsüzlük iddiaları bulunuyor.

İddianamede; İmamoğlu hakkında "örgütün kurucusu ve lideri" ifadeleri kullanılarak 142 ayrı suçtan cezalandırılması talep edildi. İmamoğlu hakkında 142 ayrı eylemden, 828 ila 2 bin 352 yıla kadar hapsi istendi. Duruşmada salonda yer alacak basın mensubu sayısı ile sanıklara müdafi sınırı getirildi. Duruşmalar nisan ayı sonuna kadar haftanın 4 günü olacak şekilde yapılacak ve ay sonuna kadar tutuklu sanıkların savunması alınacak. Mahkemenin nisan ayının sonuna kadar tutukluluklar yönünde de bir değerlendirme yapması bekleniyor.

Bu hafta kimlerin ifade vermesi bekleniyor?

Duruşmanın bu hafta, geçen haftaki basın krizinden sonra ara verilmesi nedeniyle İBB iştiraki Ağaç AŞ Satın Alma Müdürü Ümit Polat’ın avukatlarının savunmalarıyla devam etmesi bekleniyor. Mahkeme tarafından düzenlenen sanık savunma listesine göre davanın, iddianamede Ağaç AŞ’ye yönelik iddialar kapsamında tutuklu Ağaç AŞ çalışanı Fatih Yağcı ve iş insanları Ali Üner ile Evren Şirolu’nun savunmalarıyla devam etmesi öngörülüyor. İ

BB davası, bu hafta arife günü olan 19 Mart’a kadar devam edecek. Savunma listesinde 12. sırada olan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve 13. sırada olan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın da bu hafta savunma yapabileceği belirtiliyor.

İşte beşinci duruşmada dakika dakika yaşananlar...

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, Silivri’de konuya ilişkin basın mensuplarına açıklama yaptı. Çelik, duruşma salonunda yaşananlara ilişkin şunları söyledi:

“Silivri’deyiz, duruşmanın ilk başladığı günden itibaren yaşadığımız bir şey var. Sürekli çeşitli gerekçelerle mahkeme heyeti ya duruşmaya ara veriyor, ya duruşmayı çeşitli gerekçelerle erteliyor ve sağlıklı bir duruşma süreci ne yazık ki geçtiğimiz hafta pazartesi gününden beri burada gerçekleşemiyor. Normal koşullarda duruşmanın sağlıklı bir şekilde yürümesi için en büyük sorumluluk mahkeme heyetine düşüyor. Ancak biz duruşmanın başlamasından önce bu mahkemenin sağlıklı yürüyebilmesi için bütün tedbirleri aldık. Dışarıda görev yapan 30’un üzerinde arkadaşımız var. Duruşma salonunun içerisine sadece aileleri, avukatları ve basın görevlilerini yönlendiriyoruz. Gelen diğer insanları Silivri Dayanışma Merkezi’ne yönlendiriyoruz.

Salon içerisindeki arkadaşlarımız duruşmanın sağlıklı yürümesi için maksimum seviyede gayret gösteriyor. Ortaya çıkan her ara verme kararında gidiyoruz aracılarla ve komutanlarla görüşmeler yapıyoruz, komutanlar mahkeme heyetiyle görüşüyor, geri bize yanıt veriyorlar. Sürekli bir diyalog var. Ama mahkemenin sağlıklı yürümesi için bir sonuç alamıyoruz.

Biz burada son bir yıl içerisinde çok sayıda duruşmaya tanıklık ettik. Uygulama hepsinde standarttı. Mahkeme heyetinin sağında ve solunda avukatlar var, onların diğer kısmında aileler ve basın görevlileri var, izleyici kısmında da izleyiciler var. Bu duruşmaya has bir karar alındı. ‘Masalı olan bölümlerin tamamında avukatlar oturacak’ dendi. Sonrasında ‘izleyiciler ve basın tribün kısmında olacak’ dendi. Duruşma bu şekilde başladı. Sonra tutuksuz yargılananların avukatları gelmediği için birtakım boşluklar oluştu. Mahkeme kendisi karar aldı ‘hukukçu milletvekilleri ve basın masaların bulunduğu noktada oturabilir’ diye.

Bu şekilde mahkemeler devam ederken, perşembe günü anlamsız bir gerekçeyle ‘basın görevlilerini buradan kaldırıyoruz, onlar şuraya geçecek’ denildi. Basın görevlileri de geçmeyince mahkemeyi tatil ettiler. Yarın ne ile karşılaşacağımız belli değil. Mahkeme salonunun bir bölümünde boş masalar var, insanlar tıkış tıkış aileler ve basın görevlileri tribün kısmında oturmak zorunda bırakılıyor. Milletvekilleri orada oturmak zorunda bırakılıyor. Şimdi o milletvekilleri oradan kalksa tribünde zaten oturacak boş sandalye yok. Kaldı ki hem basın görevlileri hem milletvekilleri notlar alıyorlar. Duruşma sürecine yönelik yazılar yazıyorlar. Kiminin bilgisayarı, kiminin tableti, kiminin defteri masanın üzerinde tribün tarafında öyle bir çalışma ortamı da yok. Kaldı ki tribün tarafından da zaten hakimin sesi, savcının sesi, avukatların sesi doğru düzgün duyulmuyor. Şimdi bu işin boyutları bunlarken, sürekli olarak duruşmanın ertelenmesi için çaba gösteren bir heyetle karşı karşıyayız.”

t24.com.tr
u/lonerfluff — 25 days ago