u/ihtiyozor

My lower left back molar was extracted. My dentist is recommending implants, but I'm hesitant. I'm a heavy smoker. What long-term problems might I face if I don't get implants?

reddit.com
u/ihtiyozor — 15 days ago

Tek dişim için yaptırmayı düşünüyorum. Ancak komplikasyonlardan tırsıyorum. Bir de çok sigara içen biriyim.

reddit.com
u/ihtiyozor — 15 days ago
▲ 19 r/Futboltayfa+1 crossposts

ekşi sözlükten seksettin bey isimli yazarın entrysi bu yazı. burada da paylaşayım herkes görsün gerçek sorunu

"aziz yıldırım’ın son yüksek divan kurulunda çıkıp 90’lı yılların futbolcularının isimlerini anarak bunlardan oluşan bir ekip kurun, futbolcu baksınlar, brezilya’dan nobre tarzı adamlar getirin 500 bin euroya demesi var ya… işte tam olarak bu kulübün yıllardır içinde debelendiği zihniyet çıkmazının canlı yayında özetidir. başkanım biz o günleri yaşadık, sevmedik değil; ama dünya orada kalmadı ki. futbol artık veriyle, atletizmle, oyun aklıyla, sistem sürekliliğiyle oynanıyor. sen hala brezilyalı getirin diyorsun. bu taraftar artık romantik masal değil, sürdürülebilir başarı istiyor. nostaljiyle tribün gazlamak kolay; zor olan, bugünün futbolunu anlayıp yarını kurmak.

bugün premier league’de orta sıra takımlarının bile 15-20 kişilik scouting departmanlarıyla, veri analistleriyle, oyuncunun koşu mesafesinden karar verme süresine kadar her şeyi ölçtüğü bir çağdayız. senin hâlâ işi buluruz bir tane yetenekli adam seviyesinde tarif etmen, sorunun ne kadar derin olduğunu gösteriyor. mesele yıldız bulmak değil; doğru parçayı doğru sistemin içine yerleştirmek. biz ise hâlâ parçayla sistemi karıştırıyoruz.

bizim asıl meselemiz bir teknik direktör, bir transfer, bir sezon değil. bizim meselemiz kronik: başarıyı sindirememe hastalığı. bu kulüp başarıyı görünce sarılmak yerine refleks olarak bozuyor. 2006 denizli travması mesela… o sezonun yükünü taşıyan, takımı oraya getiren sistemi kuran daum’u bir kalemde silmek neydi? duygusal refleks. 2008’de avrupa’da tarih yazdıran zico… çeyrek final oynatmışsın, chelsea ile kafa kafaya oynamışsın, adamı yetersiz diye gönderiyorsun. hangi akıl bu?

orada aslında kaçırılan şey sadece bir teknik direktör değildi; oluşmuş bir oyun kültürüydü. birbirini tanıyan oyuncu grubu, ne oynadığını bilen bir takım, avrupa’da saygı gören bir kimlik… bunların hepsi bir gecede dağıtıldı. sonra yıllarca neden o seviyeye çıkamıyoruz diye arandık.

2013’te uefa yarı finali… o kaos ortamında dimdik duran aykut kocaman. sadece teknik direktör değil, kulübün omurgasıydı. lig şampiyonluğu gelmedi diye adamı harcadık. yerine gelen ersun yanal, nisan’da şampiyonluğu ilan etti; daha kupanın mürekkebi kurumadan gönderildi. ya bu nasıl bir refleks? kazananı ödüllendirmek yerine cezalandıran başka kaç kulüp var dünyada? biz başarıyı görünce bozulur mu acaba diye korkan bir psikolojiye saplandık resmen.

oysa büyük kulüpler başarıyı görünce üstüne koyar; biz ise sanki o başarı tesadüfmüş gibi dağıtıp yeniden başlama ihtiyacı hissediyoruz. bu da her seferinde sıfırdan kimya kurmaya, yeniden güven inşa etmeye zoruyor.

sonra dedik ki yeni bir sayfa açıyoruz, vizyon geliyor. ali koç geldi. ilk başta herkesin umudu büyüktü, çünkü kurumsallık, plan, uzun vadeli yapı vaat edildi. ama gelinen noktada koca kulüp bir teknik direktör sirkülasyon merkezine döndü. cocu geldi, sistem dedik, 4 ayda çöktü. ersun yanal tekrar geldi, bu sefer yarım destekle yalnız bırakıldı. erol bulut genç proje diye getirildi, martı göremedi. vitor pereira yarım kalan hikaye diye sunuldu, yine yarım bırakıldı. her gelen hoca başka bir oyun, başka bir kadro, başka bir plan… sonuç? sıfır süreklilik.

her sezon başında yeni başlangıç diyorsun ama aslında her seferinde geçmişi sıfırlıyorsun. bu da kulübü ileri götürmek yerine sürekli aynı yerde döndürüyor.

en acısı da ismail kartal meselesi. adam bu kulübün içinden, ruhunu bilen bir nefer. 99 puan topluyorsun, rekor kırıyorsun, ama adama hala emanetçi muamelesi yapıyorsun. o sezon başka bir kulüpte olsa heykeli dikilecek performans, bizde yerine kim gelecek tartışmasına dönüyor. sonra çıkıp istikrar istiyoruz diyoruz. istikrarı sen yok ediyorsun zaten.

bu yaklaşım sadece hocayı değil, oyuncuyu da etkiliyor. çünkü kimse yarın ne olacağını bilmiyor. güvensizlik ortamında ise ne oyun gelişir ne karakter.

bir de şu yönetimsel zamanlama faciası… takım kritik virajdayken alınan kongre kararları, sürekli seçim atmosferi… sahada şampiyonluk yarışı varken kulübü sandık gündemine sokmak nedir? oyuncu kafası başka yerde, teknik ekip başka yerde, tribün zaten bölünmüş… sonra neden yine olmadı diye soruyoruz. çünkü biz kendi elimizle odağı dağıtıyoruz.

futbolcu dediğin şey psikolojiyle oynar; sen yukarıdan istikrarsızlık verince sahaya da kaos yansır. bu kadar net bir sebep-sonuç ilişkisini yıllardır görmezden geliyoruz.

işin ironik tarafı, dünya markası teknik direktör diye getirilen isimler bile bu kaosun içinde eriyor. en tepe seviye hocayı getirsen ne olur, alt yapı yoksa, plan yoksa, sabır yoksa… adamı da öğütüyorsun. gelen hoca kadroyu kurmuyor, giden hocanın enkazıyla uğraşıyor. sonra ona da neden olmadı deniyor. bu artık sistematik bir öğütme makinesi.

yani sorun isim değil; sistem. sistemi kurmadığın sürece dünyanın en iyi hocası da gelse aynı döngüye girer.

transfer politikası desen ayrı bir trajedi. bir dönem forvet bolluğuyla övünürken, sonra bir anda topa sahip olma sevdasıyla takım orta saha yığınına döndü. 10 tane top yapan oyuncu var, ceza sahasında vuracak adam yok. herkes pas veriyor, kimse bitiremiyor. bu kadar basit bir dengeyi kuramamak nasıl mümkün oluyor? futbol hâlâ gol oyunu. sen golü atacak adamı gönderip yerine aynı profil 3 orta saha koyarsan, sonuç hafta sonu sinir harbi.

oyun planı dediğin şey kağıt üzerinde değil, sahada sonuç verir. biz ise planı değil parçaları konuşuyoruz.

sadettin saran’ın müdahaleleriyle iyice karışan kadro mühendisliği de cabası. kulübün en kritik bölgesi olan hücum hattını boşaltıp oyun kuracağız diye dengeyi bozmak, masa başında güzel durur belki ama sahada karşılığı yok. fenerbahçe top çeviren değil, rakibi ezen kimliğiyle büyüdü. biz bunu unuttuk.

kimlik kaybı dediğin şey tam da bu: ne oynadığını bilmeyen, ne olmak istediğini kestiremeyen bir takım.

işin özü şu: aziz yıldırım’ın geçmişe saplanan nostaljisi, ali koç’un bitmeyen deneme-yanılma süreci ve yönetim içi güç mücadeleleri… hepsi birleşince fenerbahçe her sezon kendi kendini sabote eden bir yapıya dönüşüyor. rakiplerle yarışmadan önce kendi içimizde kaybediyoruz.

ve bu kayıplar artık saha sonuçlarından bağımsız bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.

biz taraftar olarak artık şunu net söylüyoruz:

romantizm değil gerçekçilik,

günü kurtarmak değil plan,

ego değil akıl istiyoruz.

her sezon başa sarıp bu sene farklı demekten yorulduk. bu kulüp potansiyelini gerçekleştirmeyi hak ediyor. ama önce o potansiyeli boğan alışkanlıkları terk etmek gerekiyor.

çünkü günün sonunda gerçek değişmiyor:

ne aziz yıldırım, ne ali koç, ne sadettin saran… fenerbahçe hepsinden büyüktür.

yine yeniden, yeni bir anlayışla, sabırla: fenerbahçe."

reddit.com
u/ihtiyozor — 16 days ago