

1919–1922 arası Türkiye Kurtuluş Savaşı sürerken, Anadolu’da durum pek anlatıldığı kadar “yalnız başına” değildi. O dönem yeni kurulan Sovyet Rusya ile Ankara hükümeti arasında beklenmedik bir yakınlaşma vardı. İki tarafın da ortak bir düşmanı vardı: Batılı güçler ve özellikle İngiltere’nin bölgede kurmaya çalıştığı düzen.
Ankara hükümeti henüz uluslararası alanda tanınmazken, Sovyetler Türkiye’yi erken dönemde tanıyan ilk güçlerden biri oldu. 1920’den itibaren Moskova’dan Anadolu’ya ciddi miktarda yardım gönderildi. Bu sadece sembolik bir destek değildi; altın, silah ve mühimmat doğrudan savaşın kaderini etkileyen seviyedeydi. Bazı kaynaklara göre yaklaşık 10 milyon ruble altın, binlerce tüfek ve yüzlerce makineli tüfek Anadolu’ya ulaştırıldı.
Bu ilişki 1921 Moskova Antlaşması ile resmiyet kazandı. Antlaşma ile Sovyetler Misak-ı Milli sınırlarını büyük ölçüde tanıdı ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesine açık destek verdi. Türkiye ise Sovyetlerle doğrudan bir ideolojik ittifaka girmeden, daha çok “çıkar dengesi” üzerinden bir ilişki yürüttü. Yani bu bir komünizm yakınlaşması değil, tamamen jeopolitik bir hamleydi.
İlginç olan taraf şu: Bugün Türkiye’de bu dönem genelde yüzeysel anlatılır, Rusya tarafında ise Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na verilen destek çok daha net şekilde vurgulanır. İki ülke arasındaki bu erken dönem işbirliği, aslında bugünkü ilişkilerin temelini atan ilk ciddi temaslardan biri.
Bu hikaye şunu gösteriyor: Uluslararası ilişkilerde dostluk ya da düşmanlık kalıcı değil, çıkarlar kalıcı. 1920’lerde Türkiye ile Sovyetler’in aynı safta olması da bunun en net örneklerinden biri.