u/fondukcu

Mainländer ve Ölüm

Mainländer ve Ölüm

“Kendine kıyan birinin mezarına taş savurmak ne kadar kolaydır; ne var ki, sırf ebedi istirahate uzanabilmek için yatağını hazırlayan o zavallı ruhun verdiği mücadele ne kadar da çetindi! İlkin, uzaktan ölüme ıstırap dolu bir bakış iliştirdi ve dehşet içinde gözlerini kaçırdı; ardından titreyerek ondan uzak durmaya çalıştı, etrafında geniş kavisler çizdi. Fakat bu çemberler gittikçe daraldı, daraldı ve nihayetinde  yorgun düşmüş kolları ölümün boynuna sarıldı; 

 gözlerinin içine baktığında orada huzuru buldu: Tatlı, sükunet dolu bir huzuru.”  

- Mainländer 

u/fondukcu — 1 day ago

Max Stirner ve Grisette

Max Stirner ve Grisette* 

Emma Goldman (1869–1940), kolektivist bir anarşistti; ancak bireyci anarşistleri de yakından tanıyordu. Goldman, Ahlakın Kurbanları ve Hıristiyanlığın Başarısızlığı (1913) adlı eserinde, ahlak eleştirisi kapsamında Max Stirner’i ve onun gözdesine dair kişisel görüşlerini dile getirir… 

Bu sırada, sevgilisiyle kurduğu günlük birliktelik ve temasın heyecanıyla coşan saygın genç erkek, doğasına bir çıkış yolu bulmak için para karşılığında ilişki arar. Yüz vakadan doksan dokuzunda enfekte olur; maddi olarak evlenebilecek duruma geldiğinde ise karısını ve olası çocuklarını da enfekte eder. Peki ya varlığının her zerresi yaşam ateşiyle dolu olan, bütünüyle aşk ve tutku için haykıran genç kadın ne olacaktır? Onun için hiçbir çıkış yolu yoktur. Baş ağrıları, uykusuzluk ve histeri geliştirir; içi kararır, kavgacı bir hale gelir ve kısa sürede solmuş, kurumuş, neşesiz bir varlığa dönüşür; hem kendisi hem çevresi için bir yük olur. Stirner’in, erdemle ağarmış bakire yerine grisette’i tercih etmesine şaşmamak gerekir. 

 

>* Grisette: 19. yüzyıl Paris'inde Fransız işçi sınıfından genç kadınlar için kullanılan, hafif alaycı bir tabir. 

u/fondukcu — 2 days ago
▲ 18 r/radikalperspektif+1 crossposts

Sabotajın Gerçek Anlamı: Gerald O. Desmond’un kaleminden, 1913 tarihli bir IWW klasiği

Sabotajın Gerçek Anlamı: Gerald O. Desmond’un kaleminden, 1913 tarihli bir IWW klasiği

“Sabotajın Önemi” başlıklı bu deneme, Industrial Worker gazetesinin 12 Haziran 1913 tarihli 5. cilt, 12. sayısından yeniden yayımlanmıştır. Industrial Worker, Dünya Sanayi İşçileri Birliği’nin (I.W.W.) resmi yayın organıydı. Yazar Gerald O. Desmond’ın, daha ziyade "Ragnar Redbeard" müstear ismiyle tanınan Arthur Desmond’ın kullandığı sayısız takma addan biri olduğu tahmin edilmektedir. 

Halk arasında “Wobblies” olarak bilinen I.W.W., “Güç Haktır” sloganını açıkça sahiplenen yegane radikal örgüt olarak dönemin diğer yapıları arasından sıyrılıyordu. Ahlakçı ve hukukçu safsataların çıplak kudret adına böylesine açık biçimde reddedilmesi; örgütün literatürüne, şarkılarına, konuşmalarına ve örgütlenme faaliyetlerinekadar her alanına işlemiş ve etki alanındakiler üzerinde silinmez bir iz bırakmıştı. Dönemin önde gelen Wobbly isimleri, bu fikri doğrudan şu sözlerle haykırıyordu: 

  • “Kudrettir hakkı doğuran.” - Walker C. Smith, Industrial Worker, 4 Haziran 1910 Cumartesi 
  • “Zaferleri kazanan haklılık değildir; elzem olan kudrettir. kudret, hakkı ancak mümkün kılar” - Elizabeth Gurley Flynn, The Spokesman-Review, 20 Aralık 1909 Pazartesi, s. 8 
  • “Missoula’da zafer bizim oldu, Spokane’de de kazanabiliriz. Kudret, kendi hakkını yaratır.” - Elizabeth Gurley Flynn, Industrial Worker, Cilt 1, Sayı 34, 10 Kasım 1909 
  • “Toplumun en güçlü sınıfının çıkarına ters düşen her şey 'haksızlık' sayılır. Başka bir deyişle: Kudret neyse, hak odur.” - Oscar Ameringer, “Oscar Peynirin Tamamını İstiyor”, The Miners Magazine, Cilt 13, Sayı 502, 6 Şubat 1913

 

Soyut “hak” iddialarının üzerinde yükselen bu sınıf iktidarı felsefesi, Desmond’ın bu denemede ileri sürdüğü devrimci sabotaj propagandasıyla tam bir paralellik gösteriyordu. 

SABOTAJIN ÖNEMİ (Gerald O. Desmond) 

Devrimciler arasında dahi, sabotaj propagandasının ve eyleminin  derin manasını, onun gerçek anlamını kavrayabilenlerin sayısı kaç? Onun dönüştürücü ve aydınlatıcı gücünü idrak edebilen kaç kişi var? 

Sabotaj, devrimin öncüsüdür; kölelik dininin, ahlakının ve etiğinin yerle bir edilmesidir. Sınıf mücadelesine dair berrak bir kavrayışın göstergesidir. “Ortak çıkarlar” dogmasının açıkça reddidir. İşçilerin cehennem korkusunu ve cennet inancını artık tamamen geride bıraktığını, proletaryanın savaş zırhını kuşandığının ilanıdır. 

Herhangi bir sınıf toplumunda, istisnasız her şey sınıfsal bir nitelik barındırır. Bir sınıf üretim alanında egemenliğini kurduğunda, kendi dinini, etik kodlarını ve ahlakını toplumun bütününe dayatır. Bugün egemen olan, kapitalist sınıftır. Dolayısıyla bugünün dinleri, ahlakı ve etiği; kapitalist sınıfın işçilere öğretilmesini ve dikte edilmesini buyurduğu, kendi egemenliğini ve sömürüsünü ebedileştirecek cinstendir. Karşımızdakiler; işçinin efendisine kayıtsız şartsız itaatini, uysallığını ve boyun eğmesini vazeden dini öğretilerdir. Öyle dinler ki bunlar, buradaki sefaletimizi önemsizleştirir. Öyle dinler ki öte dünyada muazzam ödüller vaat eder. Öyle dinler ki mülkiyete, yani bizim tarafımızdan onların mülkiyetine, saygı duymayı emreder. Öyle dinler ki mülkiyet düzenini, bizim emeğimizle onların çıkarına işleyen o düzeni, savunur. Bugün “ahlaklı” olmak, “etik” olarak doğru addedilmek; kendi varlığımızı hiçe saymak, karın tokluğuna köle gibi çalışmak ve üstlerimizin önünde diz çökmekten ibarettir. 

İşçi sınıfı bu pratikleri sürdürdüğü ya da bunlara herhangi bir şekilde bağlı kaldığı müddetçe, efendilerin keyfi yerinde, canı güvendedir. Bu tür sanrılar ve hurafelerle eli kolu bağlanan bir işçi sınıfı, bilinçli bir mücadele yürütemez; kendini kölelikten azat edemez. Fakat ya o köleler, bu kölelik uykusundan bir gün uyanıverirse? Ya düşünmeye başlayıp, hayatın tüm güzelliklerini tam da şu an, burada talep ederlerse  ve o "gökteki hayali ödül" masalını cehennemin dibine gömerlerse? Ya patronun kendilerinden “doğal olarak üstün” bir velinimet olduğu yalanını çöpe atıp; onun bir düşman, bir sömürücü ve bir asalak olduğunu idrak ederlerse? Dahası, kendi çıkarlarına olan her şeyi “iyi” ve “meşru”, patrona yarayan her şeyi ise “kötü” ve “gayrimeşru” sayan yeni bir etik kurup bunu fiilen hayata geçirirlerse? Egemen sınıf böyle bir iradenin karşısında ne kadar tutunabilir? Ne kadar? 

İşte böylece yeniden sabotaja; onun barındırdığı manaya ve dönüştürücü değerine dönüyoruz. Fiilen hayata geçirilen her sabotaj eylemi, kölelik ahlakının, etiğinin ve dininin açıkça yadsınmasıdır. Bu eylem; zihinsel prangalarından zaten sıyrılmış ya da sıyrılmakta olan bir bireyin, bir sınıfın eylemidir; çünkü onlar artık kendi kudretlerinin farkındadır. Kodamanların yüreği ağzındadır. Kafaları hâlâ sislerle kaplı halde devrim lakırdısı eden  Ütopistler, “salon sosyalistleri” ve "tatlı su isyancıları" ise sabotajı karalamakla ve kınama önergeleri yayımlamakla meşguldür. 

Fakat  kodamanların öfkesine, "kızıl-sarı" ittifakın kopardığı tüm  yaygaralara rağmen bu hareket diz çökmeyecek. Propagandası her geçen gün tabana yayılıyor, eylemleri daha yaygın hale geliyor ve bilinçli bir kararlılıkla çok daha kesin sonuçlar veriyor. Sabotaj kalıcıdır; başkaldıran, zihinsel prangalarından sıyrılmış bir proletarya için tarihsel evrimin bugüne dek dövdüğü en büyük aydınlatıcı güç, en amansız silahtır.

u/fondukcu — 2 days ago