u/Aggressive-Cod8290

ANANI SİKEYİM YUSUF YERKEL
▲ 72 r/KGBTR

ANANI SİKEYİM YUSUF YERKEL

Soma'yı 12. yılında UNUTMADIK UNUTMAYAVAĞIZ!

yere düşen madem işçisine tekma atan yusuf yerkel'in yedi ceddini sikeyim.

u/Aggressive-Cod8290 — 1 day ago
▲ 52 r/u_Aggressive-Cod8290+2 crossposts

Soma Katliamı 12. Yılında (Detaylı Rapor)

13 Mayıs 2014 Soma Maden Katliamı: Yapısal İhmaller, Yargısal Çarpıklıklar ve Sistematik Cezasızlık Rejimi Üzerine Kapsamlı Analiz Raporu

GİRİŞ: Bir Endüstriyel Felaketin Anatomisi ve Sistematik İhmal Kurgusu

Manisa ilinin Soma ilçesinde, Eynez Karanlıkdere mevkiinde faaliyet gösteren yeraltı kömür ocağında 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen ve 301 maden işçisinin hayatını kaybetmesi, 486 işçinin ise yaralanmasıyla sonuçlanan olay, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül, dünya madencilik tarihinin ise 21. yüzyılda şahit olduğu en büyük endüstriyel katliamlarından biridir. Bu kaza, yalnızca jeolojik bir şanssızlık, teknik bir arıza veya yer altında meydana gelen anlık bir trafo patlaması olarak değerlendirilemez. Bıraktığı izler, elde edilen telemetrik veriler, mahkeme tutanaklarına yansıyan ifadeler ve faciadan aylar önce Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında yapılan uyarılar incelendiğinde, bu olayın milimetrik olarak kurgulanmış, kar maksimizasyonu uğruna insan hayatının hiçe sayıldığı bir "ihmaller zinciri" olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Madencilik sektöründe uygulanan özelleştirme, taşeronlaştırma, rödovans (hizmet alımı) ve "dayıbaşılık" adı verilen ilkel üretim zorlaması mekanizmaları, iş güvenliği tedbirlerini maliyet unsuru olarak görerek elimine etmiştir. Bununla birlikte, kamu denetim otoritelerinin (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı) görevlerini yerine getirmemesi, yaklaşan faciayı açıkça gösteren karbonmonoksit sensör verilerinin hasıraltı edilmesi ve evrakta sahtecilik yapılması, kazayı teknik bir hata olmaktan çıkarıp hukuki anlamda "olası kast" sınırlarına taşımıştır.

Bu kapsamlı araştırma raporu; facianın göz göre göre gelişini, madendeki teknik ve idari iflası, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan umut verici yargı sürecinin Yargıtay aşamasında nasıl eşine rastlanmamış bir bürokratik müdahaleyle sanıklar lehine çevrildiğini ve davanın nasıl bir "cezasızlık rejimi" ile sonuçlandığını objektif, kronolojik ve kanıta dayalı bir yöntemle analiz etmektedir. Rapor, maden patronlarının infaz indirimleriyle tahliye edildiği bir sistemde, faciayı aydınlatan hukukçuların demir parmaklıklar ardına gönderilmesindeki ağır ironiyi hukuki bir kesinlikle ortaya koymaktadır.

https://preview.redd.it/gm4mdgl22s0h1.png?width=1020&format=png&auto=webp&s=73c9cf3112c1e158bdb538b07325d027bf65bddc

1. FACİAYA GİDEN YOL: SİSTEMATİK İHMALLER, GÖRMEZDEN GELİNEN UYARILAR VE ÜRETİM ZORLAMASI

Facianın meydana geldiği 13 Mayıs 2014 gününden önceki aylar ve yıllar incelendiğinde, sistemin sürekli olarak "kırmızı alarm" verdiği, ancak gerek siyasi idarenin gerekse denetim mekanizmalarının bu alarmları sistematik olarak susturduğu görülmektedir.

1.1. TBMM'ye Sunulan ve Reddedilen CHP Soma Araştırma Önergesi (Ekim 2013 - Nisan 2014)

Türkiye'de maden kazalarının, özellikle de Soma havzasında faaliyet gösteren ocaklardaki kazaların periyodik bir artış göstermesi üzerine, siyasi bir uyarı mekanizması çalıştırılmak istenmiş ancak iktidar bloğu tarafından engellenmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Özgür Özel ve beraberindeki 51 milletvekili, Soma'daki maden ocaklarında ardı ardına yaşanan ölümlü kazaların araştırılması talebiyle 23 Ekim 2013 tarihinde TBMM Başkanlığı'na bir "Meclis Araştırması Önergesi" sunmuştur.

Önergenin İçeriği ve Tarihsel Arka Planı:

Önergenin temel gerekçesi, Soma'da spesifik olarak 2012 ve 2013 yıllarında yaşanan ve yaklaşan büyük felaketin habercisi olan küçük çaplı yangın ve patlamalardır. Önerge metninde, denetimlerin yetersiz kaldığı belirtilerek şu kronolojik vakalar TBMM kayıtlarına geçirilmiştir:

  • 4 Eylül 2012: Soma Darkale köyünde özel bir şirkete ait madende çıkan yangında 3 işçi yaralanmış, 1 işçi hayatını kaybetmiştir.
  • 4 Ekim 2012: Aynı bölgede çıkan maden yangınında 4'ü ağır olmak üzere toplam 9 işçi yaralanmıştır.
  • 12 Kasım 2012: Çıkan maden yangınında 2'si ağır olmak üzere 9 işçi yaralanmıştır.
  • 20 Ekim 2013: Aynı maden sahasındaki yangında 1 işçi hayatını kaybetmiş, 27 işçi ise ağır şekilde yaralanmıştır.

Bu olaylar silsilesi üzerine verilen önerge; "Soma'daki tüm maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin araştırılması, bu tür olayların tekrarının yaşanmaması için kalıcı çözümlerin bulunması ve kamusal yaptırım ve denetimlerin yeterliliğinin ölçülmesi" amacıyla TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulmasını talep etmekteydi.

Önergenin Reddedilme Süreci ve Siyasi Gerekçeler (29 Nisan 2014):

23 Ekim 2013 tarihinde verilen bu kritik önerge, tam altı ay boyunca bekletilmiş ve faciadan sadece 14 gün önce, 29 Nisan 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu gündemine alınabilmiştir.

Genel Kurul'da yapılan görüşmelerde CHP grubu adına söz alan Özgür Özel, tutanaklara yansıyan konuşmasında yaklaşan tehlikeyi şu sözlerle ifade etmiştir: "Soma'da maden ocaklarında sürekli patlamalar oluyor ve o patlamalarda işçilerimizi kaybediyoruz. Verdiğimiz soru önergelerine cevap: '10 kere denetledik, 66 tane kusur, şu kadar para cezası verdik.' Sonuç: Yeni patlama, yeni ölümler. Maden patlar, işçi ölür; ölen ölür, kalan sağlar Recep Tayyip Erdoğan'a yetmektedir". Aynı oturumda HDP (BDP) adına söz alan Demir Çelik de, maden işçilerinin güneş girmeyen izbe yerlerde, asgari ücretle ve sendikal haklardan yoksun bir biçimde çalışmaya zorlandığını, Meclis'in bu güvenlik zafiyetine müdahale etmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu sert uyarılara ve somut verilere rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Grubu adına kürsüye çıkan Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş, iddiaları kategorik olarak reddetmiştir. Yurttaş'ın ret gerekçesi, faciayı hazırlayan zihniyetin siyasi bir yansıması olarak kayıtlara geçmiştir: "Soma'da çalışan firmalar iş kazalarını önlemek için mevzuatın istediği tüm önlemleri almalarına rağmen, işin doğası gereği, tehlikeli ve ağır işlerde zaman zaman istenmeyen kazalar olmaktadır." Ayrıca, partisinin "işçi düşmanı" olarak gösterilmesini kabul etmediklerini belirterek, hükümetin Soma'ya 300 yataklı, tam donanımlı bir devlet hastanesi inşa etmekte olduğunu bir savunma argümanı olarak sunmuştur.

Tarih Gelişme Karar / Sonuç
23 Ekim 2013 CHP, 51 milletvekilinin imzasıyla Soma Madenleri için Araştırma Önergesi verdi. Önerge TBMM Başkanlığı'na sunuldu ve aylarca bekletildi.
29 Nisan 2014 Önerge TBMM Genel Kurulu'nda görüşüldü. CHP, MHP ve BDP'nin "Evet" oylarına karşın, AKP'nin "Hayır" oylarıyla reddedildi.
13 Mayıs 2014 Soma Eynez Maden Faciası gerçekleşti. Reddedilme tarihinden tam 14 gün sonra 301 madenci hayatını kaybetti.

https://preview.redd.it/sve5udpw1s0h1.png?width=599&format=png&auto=webp&s=20577969c08487d3cac3bfb3c535821e2670ccfb

1.2. ÇSGB Denetimleri: Kâğıt Üzerindeki Kusursuzluk ve Kurumsal Sorumsuzluk

Faciaya giden yolda siyasi uyarının reddedilmesine paralel olarak işleyen bir diğer kusurlu mekanizma, devletin idari denetim aygıtlarının işlevsizliğidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) İş Teftiş Kurulu'na bağlı müfettişler, Eynez kömür ocağını 2010 yılından kaza tarihi olan 13 Mayıs 2014'e kadar belirli periyotlarla denetlemiştir.

Ancak bu denetimlerin hiçbirinde, madenin üretim planına aykırı çalıştığı, sensör verilerinin manipüle edildiği veya havalandırma sisteminin yetersiz olduğu yönünde üretimi durdurucu bir karar alınmamış, aksine işletmeye sürekli olarak mevzuata uygunluk onayı, yani "sorun yoktur" raporları verilmiştir.

AYM'nin Yaşam Hakkı İhlali Kararı ve Bürokratik Kalkanın Çöküşü:

Kazanın ardından hazırlanan kapsamlı bilirkişi raporları, maden ocağında iş sağlığı ve güvenliği konusundaki teknik eksikliklerin kazanın meydana gelmesindeki mutlak katkısını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bilirkişiler, ocağı 2010'dan olay tarihine kadar denetleyen ve bu hayati eksiklikleri rapor etmeyen ÇSGB müfettişlerinin olaydan doğrudan sorumlu olduğunu kayıt altına almıştır.

Buna rağmen, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Çalışma Bakanlığı görevlileri hakkında istediği soruşturma izni, Bakanlık bünyesindeki "ön inceleme heyeti" tarafından reddedilmiştir. Gerekçe olarak, müfettişlerin eylemleri ile kaza arasında "doğrudan bir illiyet (nedensellik) bağı kurulamadığı" öne sürülmüştür. Bu idari koruma kararı Danıştay Birinci Dairesi tarafından da onanmış ve kamu görevlileri yargıdan kaçırılmıştır.

Ancak bu bürokratik cezasızlık kalkanı, Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) tarihi kararıyla delinmiştir. Hayatını kaybeden 11 işçinin yakını tarafından 12 Ağustos 2016'da yapılan bireysel başvuru (Başvuru No: 2016/13649) sonucunda AYM, 2020 yılında verdiği kararla, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmetmiştir. AYM gerekçeli kararında; teknik donanıma ve uzmanlığa sahip olmayan bakanlık ön inceleme heyetinin, alanında uzman akademisyenlerce hazırlanan bilirkişi raporunu "mesnetsiz" bularak kamu görevlileri hakkında soruşturma izni vermemesinin "anlaşılamaz" ve hukuka aykırı olduğunu son derece sert bir dille ifade etmiştir.

1.3. Belgelenmiş Teknik İhmaller: Sensör Arızaları, Havalandırma Çöküşü ve Evrakta Sahtecilik

Maden işletmecisi Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından kamuoyuna servis edilen ve kazanın ilk anlarında devlet yetkililerince de tekrarlanan "yer altında trafo patladı" tezi, bilimsel incelemeler sonucunda kesin olarak yalanlanmıştır. Cumhuriyet Savcıları Gökhan Şahin ve Adem Aktaş ile aralarında Prof. Dr. Ercüment Yalçın ve Prof. Dr. Eyüp Akpınar'ın bulunduğu maden ve elektrik bilirkişisi heyetinin 17 Mayıs 2014 tarihinde hazırladığı ön rapor, felaketin teknik anatomisini sarsılmaz verilerle ortaya koymuştur.

Bin metre derinlikteki trafoda inceleme yapan heyet, raporda şu ifadeye yer vermiştir: "Transformatör içerisinde patlayıcı, yanıcı yağ ve gaz bulunmadığı bilinmektedir. Kazanın bir transformatör patlaması diye adlandırılan bir cihaz arızasından kaynaklanmış olamayacağı kanaati oluşmuştur". Gerçekte yaşanan olay, yetersiz havalandırma ve üretim zorlaması nedeniyle kömürün hava ile buluşarak oksitlenmesi, açığa çıkan ısının uzaklaştırılamaması sonucu kömürün "kendiliğinden yanması" ve ocağı ölümcül karbonmonoksit gazının basmasıdır.

Karbonmonoksit (CO) Sensörü Verilerindeki Dehşet Verici Tablo:

Ocağın çeşitli bölgelerine yerleştirilmiş 19 karbonmonoksit, 1 karbondioksit, 19 metan ve 9 oksijen olmak üzere toplam 48 uzaktan algılama sensörü bulunmaktaydı. Maden İşletmelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'ne göre, yeraltı madenlerinde karbonmonoksit miktarının maksimum 50 PPM (milyonda bir partikül) olması gerekmektedir; bu değerin üzerindeki ortamlarda çalışma yapılması kanunen yasaktır.

Fakat dijital kayıtlar incelendiğinde, faciadan aylar öncesinden itibaren sistemin sürekli "ölüm" alarmı verdiği tespit edilmiştir:

  • 470 Numaralı Sensör: S Panosu S-3 klasik ayak hava çıkışında yer alan bu sensör, 2 Mart 2014 ile kaza günü olan 13 Mayıs 2014 tarihleri arasında, ölçebildiği en yüksek değer olan ve yasal sınırın 10 katına tekabül eden 500 PPM'i tam 16 kez görmüştür. 8 Mayıs ile 13 Mayıs arasında bu ölümcül eşik defalarca aşılmıştır.
  • 536 Numaralı Sensör: S Panosu S-2 yarı mekanize hava çıkışında yer alan bu cihaz da aynı tarih aralıklarında benzer şekilde 500 PPM ve üzeri değerler kaydetmiştir.
  • 415 Numaralı Sensör: Ana yol 140 ayak hava çıkışındaki bu sensör de sürekli olarak yasal sınırların çok üzerinde zehirli gaz tespiti yapmıştır.

Gaz Ölçüm Defterlerindeki Sistematik Sahtecilik:

Dijital veriler madenin içinin karbonmonoksit kaynadığını gösterirken, mevzuat gereği teknik nezaretçilerin her vardiyada el ile doldurmak zorunda olduğu "Gaz Ölçüm Kayıt Defterleri" incelendiğinde korkunç bir sahtecilik (evrakta sahtecilik) ortaya çıkarılmıştır. Bilirkişi incelemesine göre; 500 PPM'lik alarmların çaldığı günlerde bile, defterlere CO oranları kasten "0 ile 11 PPM" arasında yazılmıştır. Hatta tüm ocağın havasını taşıyan ana nefeslikteki oran bile gerçeğe aykırı olarak "10 PPM" olarak kaydedilmiştir. 2014 yılı boyunca sadece 24 Şubat 2014 tarihinde deftere yüksek bir CO değeri işlenmiş, bunun dışındaki tüm kayıtlar madeni sorunsuz göstermek adına manipüle edilmiştir.

Bu durum, işletme yönetiminin madendeki içten yanmayı ve ölümcül gaz seviyesini kesin olarak bildiğini, ancak üretimi durdurmamak için kayıtları tahrif ederek işçileri bile bile zehirli ortama sürdüğünü bilimsel ve adli olarak ispatlamaktadır. Maskelerin yetersizliği, miadı dolmuş karbonmonoksit maskelerinin işçilere zimmetlenmesi de bu yapısal cinayet kurgusunun tamamlayıcı unsurları olmuştur.

https://preview.redd.it/vk7n9xjj2s0h1.png?width=921&format=png&auto=webp&s=f10a8a83c1e15c371a1cf8aa30b37767c12e9b60

1.4. "Dayıbaşı" Sistemi ve İnsan Hayatını Ranta Dönüştüren Üretim Zorlaması

Maden ocağındaki bu akıl almaz ihmallerin, sensör verilerinin görmezden gelinmesinin ve sahteciliğin temel bir ekonomik motivasyonu vardı: Üretim zorlaması.

Eynez Karanlıkdere sahası, 2006 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından hizmet alım (rödovans) sözleşmesi ile özel bir firmaya (daha sonra Soma A.Ş.'ye) devredilmiştir. Şirket, sahayı devralırken TKİ'ye sunduğu resmi raporda, bu ocakta güvende kalınarak yapılabilecek maksimum üretimin "yılda 1,5 milyon ton" olabileceğini ve bu üretimin toplamda 800 işçi ile sağlanabileceğini beyan etmiştir.

Ancak işletmeyi devralan Soma A.Ş., kâr marjını maksimize etmek için madencilik etiğine ve iş güvenliğine tamamen aykırı olan "Dayıbaşı Sistemi"ni (alt işverenlik / taşeronluk / ekip başı üretim) ocağa entegre etmiştir. Bu sistemde dayıbaşılar (ekip çavuşları), çıkardıkları kömür tonajı üzerinden prim almaktadır. Sistemin doğası gereği, daha fazla kömür çıkarmak daha fazla para anlamına geldiği için; dayıbaşılar emrindeki işçileri insanlık dışı bir tempoyla, dinlenme sürelerini gasp ederek ve en önemlisi iş güvenliği kurallarını tamamen es geçerek üretime zorlamıştır.

Emek maliyetlerini düşürmeyi ve emeği yoğunlaştırmayı hedefleyen bu taşeronlaştırma modeli sayesinde; 1,5 milyon ton kapasiteli madenden yıllık 3,5 - 4 milyon tona varan kömür çıkarılmış, 800 olması gereken işçi sayısı 3000'lerin üzerine çıkarılarak madenin fiziksel ve havalandırma kapasitesi çökertilmiştir. 500 PPM karbonmonoksit seviyesinde ocağın tahliye edilmemesinin tek nedeni, bu vahşi tonaj baskısıdır.

1.5. İhanet Çemberi: Sarı Sendika ve Türkiye Maden-İş'in Rolü

Eynez ocağındaki dayıbaşı sisteminin ve üretim zorlamasının sorunsuz işleyebilmesinin en temel sacayaklarından biri de, maden işçilerinin yasal temsilcisi konumundaki Türkiye Maden İşçileri Sendikası'nın (Maden-İş) işverenle kurduğu derin işbirliğidir. Kanunen işçilerin şikayetlerini dinlemek, haklarını aramak ve iş güvenliği taleplerini muhataplara iletmekle yükümlü olan sendika, Soma'da adeta patronun bir "İnsan Kaynakları" departmanı gibi hareket etmiştir.

Faciayı inceleyen uzmanların ve ailelerin ifadelerine göre Maden-İş, işçiliği salt bir "aidat ödeme" mekanizmasına dönüştürmüştür. İşçiler, zorunlu olarak üye yapıldıkları bu yapıdan hiçbir iş güvenliği temsiliyeti alamamışlardır. İtiraz eden, ağır ve güvensiz koşullardan şikayetçi olan işçiler doğrudan sendika eliyle baskılanmış, susturulmuş veya işten atılmakla tehdit edilmiştir. "Sendika ağaları" olarak tanımlanan yöneticilerin, kazadan hemen sonra kamuoyuna yaptıkları "dayıbaşı sistemini kaza sonrası öğrendik" şeklindeki savunmaları, sahadaki gerçeklikle tamamen örtüşmeyen absürt bir iddia olarak kayıtlara geçmiştir.

"Sarı sendikacılığın" (işveren güdümlü sendika) vardığı bu boyut, faciadan hemen sonra işçilerin öfkesinin en büyük hedeflerinden biri olmuştur. Kazanın ardından gerçekleşen eylemlerde işçiler, haklarını aramadığı için sendika binasına yürümüş ve istifa çağrılarıyla sendika ege bölge temsilcisi ve tüm bölge yönetimini istifa etmek zorunda bırakmıştır. İşçi sınıfının temsil hakkının bizzat sendika tarafından sermayeye teslim edilmesi, Soma ocağındaki sömürü çarkının en az denetim eksiklikleri kadar ölümcül bir parçasıdır.

1.6. Ölümcül Maliyet Hesabı: "Yaşam Odası" Yalanı ve Kurtarma Zafiyeti

Maden şirketi Soma A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan, faciadan aylar önce medyaya verdiği şatafatlı röportajlarda "Avrupa standartlarında üretim yaptıklarını" ve "işçilerin her türlü tehlikeden korunması için madenlerde en son teknoloji yaşam odaları (refuge chamber) bulunduğunu" övünerek iddia etmiştir. Ancak 13 Mayıs 2014'te ocağı ölümcül karbonmonoksit dumanı bastığında, gerçeğin çok daha acımasız ve maliyet odaklı olduğu ortaya çıkmıştır. O gün, madende aktif olarak çalışan, oksijen üretebilen ve işçileri dumanlı havadan izole edebilecek hiçbir yaşam odası bulunmamaktaydı.

Faciadan hemen sonra düzenlenen ilk basın toplantısında bu çelişki yüzlerine vurulduğunda, Soma A.Ş. Genel Müdürü Ramazan Doğru durumu şu itirafla açıklamıştır: "Yaşam odası kapatılmıştı. Yenisi hazırlanıyordu." İşletme harcamalarından tasarruf etmek, dayıbaşı sistemiyle sağlanan kârlılığı düşürmemek ve yer altında işçiler için steril, donanımlı ve çelik bir oda kurmanın maliyetinden kaçınmak amacıyla "yaşam odası" inşası sürekli ertelenmiştir.

Bilirkişi raporları ve uzman teknik görüşleri; eğer o gün yer altında standartlara uygun, oksijen takviyeli ve gaz yalıtımlı sığınma (yaşam) odaları olsaydı, karbonmonoksit zehirlenmesiyle hayatını kaybeden yüzlerce işçinin kurtarma ekipleri gelene kadar güvenle hayatta kalabileceğini tereddütsüz bir biçimde saptamıştır. Patronların "kapatmıştık" diyerek geçiştirdiği bu maliyet hesabı, 301 madencinin son nefeslerini almalarına neden olan doğrudan bir "kâr hırsı cinayeti" aracıdır.

2. HUKUKİ SÜREÇ VE "CEZASIZLIK" TABLOSU: YARGININ SERMAYE LEHİNE İŞLETİLMESİ

13 Mayıs 2014 sonrası Türkiye kamuoyunda oluşan devasa infial, yargı mekanizmasını başlangıçta nispeten tarafsız çalışmaya zorlamış; ancak aylar ve yıllar geçtikçe, dava dosyasına yapılan siyasi ve bürokratik müdahalelerle süreç tam bir yılan hikâyesine ve nihayetinde "cezasızlık rejiminin" başyapıtına dönüştürülmüştür.

2.1. İddianamedeki Talepler ile Nihai Karar Arasındaki Uçurum

Facianın hukuki boyutunda ilk somut adım, Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve 2 Mart 2015 tarihinde Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamedir. Bu iddianame, sanıkların işlediği suçun vahametini ceza hukukunun en ağır yaptırımlarıyla karşılamayı hedeflemiştir.

İlk İddianamede İstenen Cezalar:

  • Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, Genel Müdür Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik ve diğer vardiya amirlerinin de aralarında bulunduğu 8 tutuklu sanık hakkında; eylemlerinin "Olası Kast" teşkil ettiği gerekçesiyle, hayatını kaybeden 301 madencinin her biri için ayrı ayrı olmak üzere 20 ila 25 yıl (toplamda her bir sanık için binlerce yıl) hapis cezası talep edilmiştir. Ayrıca 162 yaralı için de "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" suçundan ek cezalar istenmiştir.
  • Tutuksuz 38 sanık hakkında; "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birlikte yaralanmasına neden olma" suçundan 2 ile 15 yıl arasında hapis talep edilmiştir.
  • Daha sonra Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ek soruşturmasıyla şirketin kurucusu ve asıl patronu olan Alp Gürkan da "bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek" suçlamasıyla, 15 yıla kadar hapis istemiyle davaya dahil edilmiştir.

Yerel Mahkemenin (Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi) Nihai Kararı (11 Temmuz 2018):

Dava süreci boyunca mahkeme heyeti başkan ve üyeleri HSK (Hâkimler ve Savcılar Kurulu) tarafından görevden alınarak başka illere tayin edilmiş, yerlerine atanan yeni heyetlerle davanın seyri değiştirilmiştir. Sonuç olarak 11 Temmuz 2018 tarihinde verilen kararda "Olası Kast" suçlaması düşürülerek, sanıkların eylemleri "Taksir" (dikkatsizlik, tedbirsizlik) kapsamına sokulmuş ve cezalar dramatik şekilde kuşa çevrilmiştir:

  • Can Gürkan: Taksirle ölüme sebebiyet vermekten sadece 15 yıl hapis.
  • Ramazan Doğru ve İsmail Adalı: Bilinçli taksirle 22 yıl 6 ay hapis.
  • Akın Çelik ve Ertan Ersoy: 22 yıl 6 ay hapis cezası önce belirlenmiş, ardından "iyi hal indirimi" yapılarak 18 yıl 9 ay hapse indirilmiştir.
  • Alp Gürkan: "Asıl patron benim" diyerek medyaya demeçler veren şirket kurucusu Alp Gürkan, beraberindeki 36 sanıkla birlikte beraat ettirilmiştir.

İlk iddianamede sanıkların hayatını kaybeden her bir madenci için 25 yıl hapisle cezalandırılması öngörülürken, mahkemenin nihai kararı; patron Can Gürkan'a 301 kişinin tamamının ölümü için toptan sadece 15 yıl hapis cezası verilmesiyle sonuçlanmıştır.

2.2. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin Emsalsiz Hukuki Manevrası ve Teknik Açıklaması

Davanın istinaf süreci İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi'nde görülmüş, 19 Nisan 2019'da yerel mahkemenin cezaları onanmış ancak bu aşamada Can Gürkan infaz yasası gerekçe gösterilerek tahliye edilmiştir. Ancak asıl hukuki kırılma ve hukuk tarihine geçecek müdahale Yargıtay aşamasında yaşanmıştır.

Birinci Yargıtay Kararı: "Olası Kast" ve Gerçeğin Tescili (30 Eylül 2020)

Dosya Yargıtay 12. Ceza Dairesi'ne geldiğinde, daire 30 Eylül 2020 tarihinde istinafın ve yerel mahkemenin kararını esastan bozmuştur. Dairenin bozma gerekçesi son derece sağlam bir teknik zemine dayanıyordu: Can Gürkan, madendeki yangın riskinin yüksek olduğunu, karbonmonoksit seviyelerinin 500 PPM'i aştığını biliyordu. Gerekli havalandırma altyapısını oluşturmadan ve iş güvenliği önlemlerini kasten almadan üretimi artırmayı hedeflemişti. "Üretim zorlaması" (Dayıbaşı sistemi) bizzat Gürkan'ın işletme politikasının bir sonucuydu.

Bu veriler ışığında Yargıtay 12. Ceza Dairesi; Can Gürkan, Ramazan Doğru, Akın Çelik ve İsmail Adalı'nın eylemlerinin "taksir" değil, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan Olası Kast olduğuna hükmetti. Olası kast; kişinin sonucun gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen "ne olursa olsun" zihniyetiyle eylemini sürdürmesidir. Bu kararla sanıkların 301 kez ayrı ayrı cezalandırılmasının yolu açılmıştı.

İkinci Yargıtay Kararı: Heyet Değişikliği ve Kararın Geri Çekilmesi (27 Ocak 2021)

Ancak bu adil kararın uygulanmasına izin verilmedi. Kararın ardından iki Yargıtay savcısı karara itiraz ederek suçun yeniden "taksir" kapsamında değerlendirilmesini talep etti. Tam bu kritik aşamada, kararı veren Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin beş kişilik heyetinden üçü görevden alınarak yerlerine yeni atamalar yapıldı. Heyette koltuğunu koruyanlar sadece Başkan Ahmet Er ve Üye Hâkim Nadir Güngüneş olurken; yerlerine atanan yeni üç üye, Adalet Bakanlığı bürokrasisinin en üst kademelerinden gelen isimlerdi.

Bu atamaların ardından, yeni heyet 27 Ocak 2021'de toplandı. Heyet, üç yeni bürokrat üyenin oylarıyla (iki eski yargıcın muhalefetine rağmen), dört ay önce kendi dairesinin verdiği "olası kast" kararını bozdu. Kararda sanıkların eyleminin "bilinçli taksir" olduğuna ve infaz yasasından yararlandırılmalarına hükmedildi.

Muhalif üye Nadir Güngüneş karara düştüğü şerhte hukuki vehameti şu sözlerle özetledi: "Gürkan'ın ihmallerine rağmen olası kastla öldürme suçundan cezalandırılmaması, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan olası kastla öldürme suçunun içini boşaltacak ve başka bir olayda bu suçlamayla ceza verilemeyecektir".

2.3. Sanıkların Tahliye Kronolojisi: 8 Güne 1 Hayat

Yargıtay'ın bu "bilinçli taksir" formülü, infaz kanunundaki indirimlerle birleştiğinde ortaya korkunç bir cezasızlık tablosu çıkarmıştır. Yeni düzenlemelerle sanıkların aldıkları cezaların yarısı infaz edilmiş, üzerine 3 yıllık denetimli serbestlik hakkı eklenmiştir. Nisan 2022'de Yargıtay'ın nihai onama kararıyla birlikte, Soma Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan'ın hapiste kaldığı süre ölen madenci sayısına (301) bölündüğünde; patronun ölen her bir madenci için sadece 8 gün hapis yattığı matematiksel olarak tescillenmiştir.

Soma Davasında Yargılanan Teknik Sorumluların ve Patronların Tahliye Tablosu:

Sanık Unvanı / Statüsü Yerel Mahkeme Cezası Son Durum ve Tahliye Tarihi
Alp Gürkan Soma A.Ş. Eski Yön. Kur. Bşk. Beraat Yargılama sonucu ceza almadı.
Can Gürkan Soma A.Ş. Yön. Kur. Başkanı 15 Yıl Hapis (Taksir) Kararlar sonrası yatarı hesaplanarak 8 güne 1 can denklemiyle serbest kaldı.^(1)
Hilmi Kazık Vardiya Amiri / Maden Müh. 8 Yıl 4 Ay (İyi Hal İndirimi) 25 Aralık 2014 tarihinde adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
Yasin Kurnaz Vardiya Amiri / Maden Müh. 8 Yıl 4 Ay (İyi Hal İndirimi) 25 Aralık 2014 tarihinde adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
M. Ali Günay Çelik Maden Teknikeri / Vardiya Amiri 11 Yıl 8 Ay (İyi Hal İndirimi) Ara kararla Ekim 2017'de tahliye edildi.
Ramazan Doğru Soma A.Ş. Genel Müdürü 22 Yıl 6 Ay (Bilinçli Taksir) Yargıtay bozması sonrası 5 Şubat 2021 tarihinde tahliye edildi.
İsmail Adalı İşletme Müdürü Yrd. / Maden Müh. 22 Yıl 6 Ay (Bilinçli Taksir) Yargıtay bozması sonrası 5 Şubat 2021 tarihinde tahliye edildi.
Akın Çelik İşletme Müdürü / Maden Müh. 18 Yıl 9 Ay (İyi Hal İndirimi) Yargıtay bozması sonrası 5 Şubat 2021 tarihinde tahliye edildi.

Özetle; 5 Şubat 2021 tarihi itibarıyla, 301 madencinin katledildiği Soma Davasında cezaevinde tutuklu hiçbir sanık kalmamıştır. Katliamın tüm sorumluları serbest bırakılmıştır.

https://preview.redd.it/fyf3klzo2s0h1.png?width=625&format=png&auto=webp&s=c969fa022a47ed7483fbe0ff84dca7db5452edae

3. ADALET ARAYAN HUKUKÇULARIN DURUMU: CEZASIZLIĞIN İRONİSİ VE YARGI KISKACI

Soma Katliamı davasında gerçeklerin gün yüzüne çıkması; maden şirketinin oluşturduğu "trafo patladı, doğal afet oldu" algısının kırılması ve dayıbaşı sistemi ile sensör sahteciliklerinin adli kayıtlara geçirilmesi, bağımsız hukukçuların insanüstü çabalarıyla mümkün olmuştur. Ancak sistem, maden patronlarını infaz indirimleriyle korurken, bu düzeni deşifre eden avukatları hedef alarak derin bir yargısal ironi yaratmıştır.

3.1. Davayı İlmek İlmek Ören Avukatlar: Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı'nın Rolü

Dava süresince, mağdur işçi ailelerinin avukatlığını üstlenen Sosyal Haklar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Av. Can Atalay ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde tarihi bir hukuk mücadelesi vermişlerdir.

Bu avukatlar, sadece hukuki savunma yapmakla kalmamış; birer maden mühendisi, havalandırma uzmanı ve veri analisti gibi çalışarak binlerce sayfalık teknik raporu mahkeme salonunda sanıkların yüzüne vurmuştur.

  • Can Gürkan ve yöneticilerin "Bizim karbonmonoksit yükselmesinden haberimiz yoktu" savunmalarını, 470, 536 ve 415 numaralı sensörlerin aylara yayılan log kayıtlarını mahkeme heyetine sunarak çürütmüşlerdir.
  • Avukat Selçuk Kozağaçlı ve ekibi, teknik nezaretçilerin doldurmakla yükümlü olduğu "Gaz Ölçüm Kayıt Defterleri"ni inceleyerek, 500 PPM'lik ölümcül seviyelerin kasten deftere işlenmediğini, "0-11 PPM" yazılarak evrakta sahtecilik ve sistematik bir suç işlendiğini gözler önüne sermişlerdir.
  • Bilirkişi raporlarının manipüle edilmeye çalışıldığı duruşmalarda, sanık avukatlarının yeni rapor taleplerinin temelsizliğini kanıtlamış, rödovans ve dayıbaşı sisteminin hukuki boyutunu netleştirerek davanın "olası kast" zeminine oturmasını sağlayan temel hukuki mimarlar olmuşlardır.

3.2. Cezasızlık Rejiminin Çarpıcı Tezatı: Patronlara Özgürlük, Hukukçulara Zindan

Türkiye'deki ceza adaleti sisteminin sermaye ve iktidar ilişkilerindeki konumunu anlamak için, Soma davasının aktörlerinin güncel durumlarını karşılaştırmak yeterlidir.

Madeni ranta çevirerek 301 işçinin bile bile ölüme yollanmasına neden olan, evrakta sahtecilik yaptığı ve iş güvenliği maliyetlerinden kaçındığı mahkeme kararlarıyla sabit olan patron Can Gürkan, nihayetinde 301 can için yattığı süre hesaplandığında kişi başı 8 gün cezaevinde kalarak hayatına serbest bir birey olarak devam etme hakkı kazanmıştır. İşletme müdürleri ve vardiya amirleri de iyi hal indirimleriyle 5 Şubat 2021 tarihi itibarıyla tamamen özgürlüklerine kavuşmuştur.

Buna karşın, 301 madencinin hesabını sormak için mahkeme salonlarında yıllarca mücadele eden, sensör sahteciliklerini deşifre eden ve işçi ailelerinin sesini duyuran avukatların durumu şöyledir:

  • Av. Can Atalay: Soma davasının sembol isimlerinden Can Atalay, Gezi Parkı Davası kapsamında yargılanmış ve TCK'nın 312. maddesi (Hükümeti Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs) uyarınca 25 Nisan 2022'de tutuklanmış, 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin kendisi hakkında verdiği iki ayrı "hak ihlali ve tahliye" kararına rağmen, alt derece mahkemeleri ve Yargıtay bu kararlara uymayarak tutukluluğunu devam ettirmiştir. Hatay'dan milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemiş ve cezaevinde tutulmaya devam etmektedir.
  • Av. Selçuk Kozağaçlı: ÇHD Genel Başkanı olarak Soma ailelerinin yanında duran Kozağaçlı, yürüttüğü avukatlık faaliyetleri ve toplumsal muhalefet davaları gerekçe gösterilerek "Terör Örgütü Üyeliği ve Yöneticiliği" suçlamalarıyla yargılandığı dava kapsamında Kasım 2017'de tutuklanmış, uzun tutukluluk sürelerinin ardından 12 yılı aşkın hapis cezalarına mahkûm edilmiştir. Bugün halen yüksek güvenlikli cezaevinde demir parmaklıklar ardındadır.

Bu tablo, 301 kişiyi katleden sanıkların bürokratik müdahaleler ve Yargıtay manevralarıyla sokaklarda dolaştığı; faili kanıtlayan, adaleti arayan ve işçi sınıfının hakkını savunan hukukçuların ise "terör ve devlete isyan" suçlamalarıyla hücrelere kapatıldığı kusursuz bir ironidir.

https://preview.redd.it/361sh88v2s0h1.png?width=721&format=png&auto=webp&s=79cb0d04d51cc3802c1ee7ba4159393959814bfa

4. SONUÇ VE CEZASIZLIĞIN MİRASI: SOMA'DAN AMASRA'YA VE İLİÇ'E ÇEKİLEN KANLI ÇİZGİ

13 Mayıs 2014 Soma Maden Faciası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kayıtlı tarihindeki en büyük iş cinayeti olarak dosyalara geçse de, hukuki sonuçları itibarıyla kendisinden sonra gelecek yeni felaketlerin de en büyük teminatı olmuştur. Eldeki veriler; TBMM çatısı altında aylar öncesinden yapılan siyasi uyarıların reddedilmesi, denetim bürokrasisinin göz yummaları, sendikanın işveren uzantısı gibi çalışması ve "Yaşam Odası" gibi hayati yatırımlardan salt kâr hırsıyla kaçınılmasının bu katliamı öngörülebilir kıldığını tartışmasız şekilde ispatlamaktadır.

Ancak Soma'yı sadece bir maden faciası olmaktan çıkarıp, yapısal bir "adalet felaketine" dönüştüren asıl süreç, Yargıtay koridorlarında kurgulanan cezasızlık rejimidir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin kendi verdiği "olası kast" kararını, heyete yapılan olağandışı bürokratik atamalar neticesinde "bilinçli taksir"e çevirmesi, hukukun sermaye lehine nasıl bükülebildiğinin akademik bir belgesidir. Ölen her bir madenci için sadece 8 günlük hapis cezasının uygun görüldüğü bu karar, Türkiye'deki tüm maden patronlarına sosyolojik ve hukuki açıdan son derece net bir mesaj vermiştir: "Kâr marjını artırmak için her türlü riski alabilirsiniz, maliyeti düşürmek için iş güvenliği tedbirlerini silebilirsiniz; toplu ölümler yaşansa dahi, bürokratik müdahaleler ve yasal indirimlerle bunun dişe dokunur bir cezası yoktur."

Soma'da kurulan bu cezasızlık kalkanı, Türkiye'de maden endüstrisine adeta bir "öldürme ehliyeti" sağlamıştır. Soma'da gerçek faillerden hesap sorulmamasının doğrudan nedensellik bağı, kendini izleyen yıllardaki kanlı bilançoda göstermiştir. Bu sistemik aklanmanın bir sonucu olarak; 14 Ekim 2022 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumu'na (TTK) ait Amasra maden ocağında meydana gelen ve 43 madencinin hayatını kaybettiği facia ile, 13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan İliç'teki siyanürlü toprak kayması sonucu 9 işçinin diri diri yutulduğu katliamlar aynı ihmaller zincirinin tekrarından başka bir şey değildir. Her iki olayda da, tıpkı Soma'da olduğu gibi, sensör verilerinin göz ardı edilmesi, kapasitenin çok üzerinde zorlayıcı üretim yapılması ve idari denetimlerin yalnızca kâğıt üzerinde kalması ortak payda olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak; gerçeği belgeleriyle ispatlayan, mağdur ailelerin sesi olan Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı gibi hukukçuların demir parmaklıklar ardına konulduğu, asli faillerin ise göstermelik tutuklulukların ardından iş hayatlarına geri döndüğü bu düzen devam ettiği sürece, Soma bir "kaza" değil, süreklilik arz eden bir sermaye politikasının en acı manifestosu olarak hatırlanacaktır.

reddit.com
u/Aggressive-Cod8290 — 1 day ago
▲ 3 r/konya

13 MAYIS SOMA!

13 Mayıs 2014 yılında meydana gelen Soma Maden katliamında yitirdiğimiz 301 maden işçisini katliamın 12. yılında da UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ.

katliamın baş sorumlusu olan orospu evlatlarından en uzun cezaevinde kalan sadece 7 yıl yatmıştır. işte o kallavi orospu evlatlarının ful listesi:

Alp Gürkan

Soma A.Ş. Eski Yön. Kur. Bşk.

Can Gürkan

Soma A.Ş. Yön. Kur. Başkanı

Hilmi Kazık

Vardiya Amiri / Maden Müh.

Yasin Kurnaz

Vardiya Amiri / Maden Müh.

M. Ali Günay Çelik

Maden Teknikeri / Vardiya Amiri

Ramazan Doğru

Soma A.Ş. Genel Müdürü

İsmail Adalı

İşletme Müdürü Yrd. / Maden Müh.

Akın Çelik

İşletme Müdürü / Maden Müh.

anasını siktiğimin en büyük orospu çocuğu: yusuf yerkel'i de unutmayalım tabiki de.

kendisi katliamdan kurtulan maden içşisine yere düştükten sonra tekme atmıştır.

nitekim olayların 12. yılında bu orospu çocukları hâlâ aramızda dolaşıyor. hatta yusuf yerkel şu an tff'de çok dolgun bir maaşla çalışıyor.

ayrıca işçilern hakkını savunan selçuk kozağaçlı ve can atalay gibi avukatlae yıllardır suçsuz yere içerde tutuluyor. adalet bakanı olacak lavuk tabi ki bu konu da sessiz çünkü kendisi bizzat zamanında bu olaylara karışmış bir isim.

soma bu ülkenin en büyük utançlarından biridir.

u/Aggressive-Cod8290 — 1 day ago
▲ 177 r/Turkey

13 Mayıs Soma UNUTTURMA

13 Mayıs 2014 yılında meydana gelen Soma Maden katliamında yitirdiğimiz 301 maden işçisini katliamın 12. yılında da UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ.

katliamın baş sorumlusu olan orospu evlatlarından en uzun cezaevinde kalan sadece 7 yıl yatmıştır. işte o kallavi orospu evlatlarının ful listesi:

Alp Gürkan

Soma A.Ş. Eski Yön. Kur. Bşk.

Can Gürkan

Soma A.Ş. Yön. Kur. Başkanı

Hilmi Kazık

Vardiya Amiri / Maden Müh.

Yasin Kurnaz

Vardiya Amiri / Maden Müh.

M. Ali Günay Çelik

Maden Teknikeri / Vardiya Amiri

Ramazan Doğru

Soma A.Ş. Genel Müdürü

İsmail Adalı

İşletme Müdürü Yrd. / Maden Müh.

Akın Çelik

İşletme Müdürü / Maden Müh.

anasını siktiğimin en büyük orospu çocuğu: yusuf yerkel'i de unutmayalım tabiki de.

kendisi katliamdan kurtulan maden içşisine yere düştükten sonra tekme atmıştır.

nitekim olayların 12. yılında bu orospu çocukları hâlâ aramızda dolaşıyor. hatta yusuf yerkel şu an tff'de çok dolgun bir maaşla çalışıyor.

ayrıca işçilern hakkını savunan selçuk kozağaçlı ve can atalay gibi avukatlae yıllardır suçsuz yere içerde tutuluyor. adalet bakanı olacak lavuk tabi ki bu konu da sessiz çünkü kendisi bizzat zamanında bu olaylara karışmış bir isim.

soma bu ülkenin en büyük utançlarından biridir.

u/Aggressive-Cod8290 — 1 day ago