





İlk bakışta ne kadar da ilginç diyiveriyor insan. Sonuçta kimilerince aşk şiirleriyle özdeşleşmiş, kimilerince ise devrimci tarafıyla benimsenen bir figürdür Nâzım Hikmet. Haksız da sayılmazlardı; ne de olsa 90 küsur yıldır şiirleri dillendirilmiş, basılmış bir şair kendisi. Ancak uzun denilemeyecek bir süre önce üvey oğlu Memet Fuat, Nâzım Hikmet'in Piraye'ye yazdığı hususi, yani daha evvel hiç matbu edilmemiş mektuplarını derleyip neşretmeye koyuldu ve insanların gözden kaçırdığı asıl cevherler bana kalırsa buralarda yatıyor.
İlgimi çeken başlıca husus Nâzım Hikmet'in diyalektik materyalizmi merkeze alarak bir tarih serimleme çabasıdır, bunu tarihteki filozofları sınıflandırarak, sıralama ve mukayeseyle tesis eder. Piraye'ye yazdığı bu mektupların birinde, filozofları gruplara ayırmak için üç adet tasnif kullandığını görürüz, bunlar kendi içlerinde hiyerarşiktirler.
Fakat şerh düşmek gerekir ki, Nâzım Hikmet «bunlara da mensup olmayan vardır» diyerek sözü geçenleri «agnostik yahut eklektik» başlığı altında değerlendirir.
Yine Nâzım Hikmet'in verdiği örnekten yürüyecek olursak; Diyalektik idealist Hegel'e göre, her şeyden önce buud-u mücerrette, yani mücerret, elle tutulmaz gözle görülmez, umumiyetle bir yerlerde mutlak şuur vardır, ki bu şuur kabulü de Hegel'in idealistliğini ele verir (başta yaptığı idealizm tanımı icabı). Sonra Nâzım, mutlak şuurdan hareketle nasıl diyalektiğin işlediğini (mutlak şuursuzlukla ve oradan insan tarihine doğru olmak üzre) anlatır durur. Ardındansa bunun Marx'taki materyalist izdüşümünden söz eder. Öteki filozofları da bu tasnifleri üzerinden incelemekten geri durmaz.
Platon, Locke, Kant, Aristoteles derken... evet, adamın cezaevinde işi gücü yokmuş herhâl ki boyna bunlara kalem oynatmış. Her seferinde biraz daha hayran kalıyorum. Bir gün nasip olursa tepeden tırnağa bir kritiğini yaparım, ama o gün bugün değil.
Vakıf serisinin ilk kitabı Vakfı bitirdim (youtubeda izlediğim okuma sırasını takip ediyorum o yüzden ilk kitap) Asimovun ilk okuduğum kitabı sonsuzluğun sonu kadar sarmadı bu ilk kitap olmasıyla mı alakalı yoksa çeviridenmi millet ithaki yayınlarının çevirilerini linçliyor gördüğüm kadarıyla